MARMARİS
Marmaris Coğrafi konumu
nedeniyle Akdeniz ve Ege Denizinin kavuştuğu yerde, önemli bir liman ve
sahil kentidir. Bu nedenle ilk çağdan günümüze kadar Ege
ve Akdeniz
arasında önemli bir geçiş noktası olmuştur. Gerek Marmaris’in gerekse
çevresinin kıyı yapısının çok girintili çıkıntılı olması, iyi korunmuş
koyları ve limanları bulunması bu bölgenin Asya, Avrupa ve Afrika
arasında önemli bir bağlantı noktası olmasını sağlamıştır.
Yüzyıllar süren Karya tarihi içinde yer alan Marmaris ve çevresi, Rodos
ve Mısır arasındaki ticari yol nedeniyle bir deniz üssü haline gelmiş,
zaman zaman diğer Ege limanlarına rakip olabilmiştir. Hatta bu konumu
yüzünden sahillerden uzak ve denize ulaşmak isteyen kentlerin
istilalarıyla da karşı karşıya kalmıştır.
Tarihte Karya Bölgesi ve Dönemi
Karya bölgesi yaklaşık olarak bugünkü Muğla ilini kapsayan topraklar
üzerindeydi diyebiliriz. Ancak bu bölgede Karya’lılardan önce hangi
halkların yaşamış olduğu hakkında kesin bir bilgiye sahip değiliz. Bazı
tarihçilere göre İÖ 2000’lerde ve belki de daha önceleri yaşayan Luviler
bu bölgenin yerli halkıydı. Karya’lılarla Lelegler de bunlardan sayılır.
Karya’lılar güçlendikten sonra Finikelilerin egemenliğindeki Rodos
adasını zorlu savaşlar sonunda ele geçirdiler. Daha sonra Delos dahil
bütün ege adalarını fethettiler. (İÖ 3000) ve kısa bir sıra sonra da
Girit’e ve Minos’a egemen oldular.
Karya’lıların bu egemenliği Minos kralı Mene zamanına kadar sürdü; ancak
Mene uzun mücadeleler sonucunda Karya’lıları Girit topraklarından atmayı
başardı. Karya’lılar adalardaki egemenliklerini bırakıp Anadolu
yarımadasına döndükten sonra uzun bir süre toparlanamamış, çevredeki
bazı halkların saldırısına uğramış, onların egemenlikleri altına girmiş,
ancak yine de Marmaris’i ellerinde tutmayı başarmışlardır.
Karya Bölgesine İlk Gelenler
Bazı kaynaklara göre Karya’dan önce Finike diye adlandırılan Ege
kıyılarına kimi göçebe kavimler yerleşmiştir. Marmaris’te Ege’ye kadar
uzanan bu bölgeye egemen olan ve bu bölgeye Leleglerle birlikte yerleşen
Sesif’in torunu Karisa Avr’ın adından dolayı yöreye Karisa adı
verilmiştir. Yine bu yöreye bu kavimden daha üstün, başlarında sorguç,
ellerinde iki kulplu kalkan olan başka bir kevmin de egemen olduğu
bildirilmektedir. Bu kavim çok eskiden beri “Argos” ta egemen olan
inakuos’un torunu Kar’ın başkanlığında buralara gelip yerleşmiştir. İşte
bundan sonra bu yöre onun adıyla Karya olarak anılmaya başlanmıştır. (İÖ
3400)
Herodotos’a göreyse Karya’lılar kendilerinin Girit’ten geldiği
söylentisini kabul etmezler ve her zaman anakara olan Karya’da yaşamış
olduklarını, Karya’lı olarak bilindiklerini söylerler. Ünlü tarihçi
Herodotos ve Homeros, Karya’lıların Milet ve Mikale dağı çevresinde
toplandıklarını ve burada yerleşmiş olduklarını kabul ederler. Bu Karya
kentleri Herodotos ve Homeros’un yaşadığı dönemde İyon birliği üyesi
Yunan kentleriydi.
Mısırlılar ve İskitler Dönemi
Karya’da kısa bir süre hakim olan Mısırlıların egemenliğini İskit’lerin
egemenliği izlemiştir. Yöreye egemen oldukları süre içinde İskitler
çevrede dokuz kent kurmuşlar, sınırlarını Ege Denizi’nden Asur’luların
sınırına kadar genişletmişlerdir. Başka bir kaynak İskit’lerden sonra
Asur’luların bu bölgeye egemen olduklarını belirtir.
Karya’lılar Troya Savaşlarında
Asur egemenliğinden kurtulan Karya’lılar, Homeros’un uzun uzun anlattığı
tahta atıyla ünlü Troya savaşlarına bazı Asyalı kavimler gibi asker
göndererek katılmışlardır. Diğer bir rivayete göreyse İÖ 1209 yılında
Troya’lıların savaşı kaybetmesi sonucunda Karya’lılar da mağluplar
arasında yer almışlardır. Troya savaşından sonra Yunanistan’da meydana
gelen huzursuzluk ve savaşlar nedeniyle Ege adalarına ve sahillerine bir
takım yeni istilacılar gelmiş ve yeni koloniler kurmuşlardır.

Yeni Koloniler: Eolya’lılar, İyonya’lılar, Dorlar
Eolya’lılar
Bu yeni istila hareketini başlatan Eolya’lı Orest (İÖ 1124) Misya ve
Karya’nın bir bölümüne egemen olmuştur.
İyonya’lılar
Eolya’lılardan sonra ikinci istila hareketi İyonya’lılar tarafından İÖ
1044 yıllarında ikinci koldan yapılmıştır. Birinci kol kralın oğlu
Andruklos tarafından Efes yöresine ikinci kolsa Milet çevresine
yerleşmiş ve böylece İyonya’lılar bölgede egemenliklerini kurmuşlardır.
Dorlar
Dorların istila hareketi ise zaman içinde Peloponnes’le diğer adalara ve
kıyılara savaşsız bir şekilde olmuştur. Dorlar İÖ 1000 yıllarında
Karya’nın güney yöresini, İstanköy ve Rodos adalarını egemenlikleri
altına almışlardır. Yörede dokuz şehir kurmuşlar, bunlardan Knidos ve
Halikarnassos en önemlileri olmuştur.
Karya-Lidya İlişkileri
Karya’lılarla Lidya’lıların oldukça eskiye dayanan bir yakınlıkları ve
ilişkileri vardır; Lidya Karya’lı yöneticiler tarafından
yönlendiriliyordu. Yine Lidya’lıların en görkemli dönemi olan
Heraklitler döneminde orduda Anadolu’nun en savaşçı askerleri olarak
tanınan ve at üzerinde savaşabilen Karya’lılar bulunuyordu.
Lidya Krallığı’nın Karya’lılara geçmesi konusunda çeşitli rivayetler
vardır. Bunlardan birinde Lidya’daki Karya’lı askerler tarafından
düzenlenen bir isyan içinde kraliçe Niza’nın da bulunduğu söylenir. Bu
isyan sonunda Karya’lı Daskil oğlu Kigi Ladya’ya kral olunca
Karya’lılarla birlik olup Lidya topraklarında bulunan İyonya’lıları bu
topraklardan atmıştır. Bir Karya’lı anneden olan Lidya’lıların son kralı
Krezüs döneminde Likya ve Kilikya dışında Karya ve Anadolu Lidya’lıların
egemenliğine girmiştir.(İÖ 560)
Perslerin Lidya ve Karya’da Egemen Olması
Lidya kralı Krezüs İÖ 546 yılında Med kralı Kiros’a karşı koyamamış, 14
günlük bir kuşatma altında kaldığı Sart şehrinde Perslere teslim
olmuştur. Lidya’yla birlikte Karya’nın da egemenliği Perslere geçmiştir.
(İÖ 546).
Karya’da Satraplar Dönemi
Persler işgal ettikleri yerleri tayin ettikleri satraplarla
yönetiyorlardı. Perslere vergi ödeyen bu satraplar egemenliklerini
istedikleri gibi sürdürüyorlardı. Karya ve çevresinde henüz teslim
olmamış kentler vardı. Pers kralı Karya satrabı Harpagos’u bunların
üzerine yolladı. Bu kentlerden biri de Kaunos idi. Kaunos’lular savaşa
hazır olduklarından büyük bir direniş gösterdilerse de işgale engel
olamadılar. Karya’lılarsa o dönemde güçlü olmalarına rağmen hiç
beklenmedik bir şekilde küçük birkaç direniş dışında teslim oldular.
Daryus ( Dara ya da Darius )
İÖ 525 yılında Mısır’ı zapt ederek Anadolu’ya dönen Pers kralı Kambis
yolda ölünce onun yerini alan Ansan prensi Daryus ordunun başına geçerek
yönetimi eline almıştı. Diğer taraftan Perslere karşı bir isyan hareketi
başlatan ve Atina’yla Eritre’nin de yardımını alan Miletli Aristogoros
ve beraberindekiler Sart’a girmiş, sarhoş olarak ellerindeki meşalelerle
kenti ateşe vermiş, birçok bina ve tanrıça Kibele tapınağı da yakılıp
yıkılmıştı. Pers kralı Sart’a yapılan bu hücumun haberini alınca Batı
Anadolu’ya hareket etti. Damadı Daurises’i de bir ordunun başında
komutan olarak isyancıların üzerine gönderdi. Daurises isyancıları,
onların yardımcılarını ve Kıbrıs’lıları yenilgiye uğrattı. Bu başarıdan
sonra Çanakkale’ye yöneldi ve burada beş kenti zaptetti. Yolda
Karya’lılarla İyonya’lıların birlikte hareket ettiklerini öğrenince de
Karya yönüne döndü. Marsyas (Çine Nehri ) üzerinde çok şiddetli bir
şekilde başlayan savaş sonucunda Karya’lılar on bin, Persler ise iki
bine yakın zayiat vermiştir.
Savaşı kaybeden Karya’lılar Labranda’ya çekildi. Yeni bir hareket şekli
düşünürlerken Milet’lilerin savaş istediği haberi alındı. Karya’lılar
tekrar savaşmayı göze aldılarsa da, bu kez daha fazla ölü verdiler.
Savaş isteğinde bulunan Milet’liler de çok ağır bir darbe yediler.
Karya’lılar egemenliklerine çok düşkün olduklarından yenilgilerine
rağmen savaşmaktan yılmamışlardı. Pedasa yolu üzerinde yürümekte olan
Pers kuvvetlerini tuzağa düşürmüş, Daurises Amorges, Sisimakos ve
ordusunu perişan ettikten sonra geri çekilmişlerdi. Karya kralı
Mausolos’un sağladığı bu başarı komşularınca sevinç ve övgüyle sevinç ve
övgüyle karşılanmıştır.
Karya ve Herodotos
Karya’da tarih İÖ 484-420 yılları arasında yaşamış ünlü tarihçi
Herodotos’un yazmış olduğu Karya tarihiyle başlar. Buna göre Persler
döneminde Karya’nın ünlü krallar soyu, İran yanlısı ve bağımlısı Milasa
kentinin beyi Hissaldomos’la başlamış, ölümüyle de Mausolos yönetimi ele
almıştır.
I. Mausolos
I. Mausolos döneminde Karya’nın yönetim merkezi Milasa zengin mermer
ocaklarına sahipti. Kent bu mermerleri yapılarda kullanıyor, mimari
eserler meydana getiriyordu. Aynı zamanda çevre kentler de bunda
yararlanıyor, hatta mermer ihraç ediliyordu. Milasa kenti bu sayede
zengin olmuş ve refaha kavuşmuştu.
Ligdamis
Mausolos’un ölümünden sonra krallık Ligdamis’e geçti. Ligdamis pek
başarılı olmasa da Karya’yı ortak bir yönetimde birleştirmeye çalıştı ve
Perslerle ilişkileri yumuşatmayı başardı.
Artemisya
Ligdamis’in kızı Artemisya babasının ölümünden sonra onun yerine geçti (İÖ
480). Perslerle daha yakın bir dostluk kurdu. Pers kralı Sarhas’ın Atina
ve Isparta’lılara karşı hazırlanan seferine kendi gemileriyle katıldı.
Artemisya aklı ve kahramanlığıyla Serhas’ın taktiri ve güvenini kazandı.
Pisindel
İÖ 431-404 yılları arasında Pisindel’in krallığı döneminde
Ispartalılarla Atinalılar arasındaki savaşta durumları kötü olan
Atinalılar para bulmak ve yardım almak için on iki gemiyi Karya’ya
göndermişlerdi. Fakat Menderes Ovası’nda Miyos kentine çıkıp ilerleyen
ordunun büyük bir bölümü Karya’lılar tarafından yok edildi.
II. Ligdamis
Tarihçiler Ligdamis’in hükümdarlığı hakkında pek az bilgi
verebilmişlerdir.
I. Ekotomni
Ligdamis’in ölümünden sonra İÖ 390 yıllarında Ekotomni’nin kral olduğu
sanılıyor. İsyan eden Kıbrıs’lılara karşı savaşan Perslere yardım etmiş,
Persler savaşı kazanınca Karya’nın da itibarı yükselmişti.
Ekotomni’nin II. Mausolos, İdriye ve Piksodoras adında üç oğluyla II
Artemisya ve Ada adlarında iki kızı olmuştur.
II. Mausolos
Babası Ekotomni’nin (İÖ 377) ölmesiyle kral olmuştur. Karya’ya mutlu,
parlak bir dönem yaşatmış, Halikarnassos’u (Bodrum) mimari ve sanat
eserleriyle zenginleştirmiştir. II. Mausolos çok gayretli ve egemenliğe
çok düşkündü. O çağın en üstün uygarlığı Helen uygarlığıydı. Mausolos da
Karya’lıları Helenler gibi olmaya, onlara benzetmeye çalışmıştır. Ancak
erken ölümü (İÖ 353) bu düşüncelerini gerçekleştirmesine olanak
tanımamıştır.
II. Artemisya
Artemisya ve Mausolos, Ekotomni’nin çocuklarıydı. O dönemin Karya
adetlerine göre iki kardeş birbirleriyle evlenebiliyordu. Artemisya da
kardeşi Mausolos ile evlenmiş, Mausolos ölünce yönetime kendisi
geçmişti. Bugün Londra müzesinde bulunan ve zamanın yedi harikasından
biri olan Mausoleum’u (anıtmezar) çok sevdiği kocasının anısına
kızlarıyla birlikte yaptırdı. Kendisi ölünce aynı yere gömüldü. (İÖ 351)
İdriye
II. Artemisya’nın ölümünden sonra kardeşi İdriye onun yerine başa geçip
küçük kız kardeşi Ada ile evlendi. Perslere karşı uyumlu ve pasif bir
politika yürüttü.
Ada
Kocası İdriye (İÖ 341) ölünce tahta geçti. Ancak dört yıllık bir
hükümdarlıktan sonra kardeşi Piksodaros Perslerle anlaşıp yönetimi ele
geçirdi ve Ada’yı sürgüne gönderdi. Ada Halikarnassos’u terk ederek
Alinda kentine sığındı. Büyük İskender bu yıllarda Karya topraklarında
hızla ilerliyor, Karya kentlerini teker teker fethediyordu.
Halikarnassos da bunların arasındaydı. İskender buraya gelince dostu
olan Ada’yı geri getirip, bütün Karya’nın yönetimini ona verdi.
Piksodaros
İdriye ölünce Piksodaros yönetimi ele alabilmek için kardeşi Ada’yı
sürgün etmişti; fakat Piksodaros satraplık ünvanına sahip değildi. Bu
nedenle Persler, Orontobates isminde birini yönetime yardımcı olarak
gönderdi. Piksodaros istemeyerek yönetimdeki ortaklığı kabul etti.
Piksodaros ölünce (İÖ 336) idare Persli Orontobates’e kaldı ve
Orontobates satrap oldu.
Karya, Büyük İskender, Bergama ve Romalılar
İskender babasının ölümü olan İÖ 336 yılında yirmi yaşındayken kral
olmuş, böylece gerek Asya, gerek Avrupa için yeni bir çağ başlamıştı. İÖ
334 yılında Makedon ve Yunanlılardan oluşan ordusuyla Çanakkale
Boğazı’nı geçerek Troya’ya ulaştı. Şehrin doğusunda, Granikos Nehri
civarında Karacabey’de Pers ordusuyla karşılaşıp, Daryus’u büyük bir
yenilgiye uğratınca Anadolu’nun kapıları İskender’e açılmış oldu.
Ülkenin büyük bir kısmı Ege sahilleriyle birlikte fethedildi.
Pers egemenliğine son darbe ise İÖ 331 de vuruldu. Daryus kaçarak
kurtulabildi. Daryus’un hazinelerini ele geçiren İskender’e Hindistan’a
ulaşacak yollar açılmış oluyordu. İskender 323 yılında, 33 yaşında Babil
kentinde öldü. Generalleri fethedilmiş toprakları aralarında paylaşırken
çıkan anlaşmazlık yüzünden birbirleriyle savaşmaya başladılar. Bu
karışık dönemde Bergama kralı I. Attalos güneye doğru ilerleyerek
Karya’nın tamamını işgal etti. İö 197 yılında V. Filip’le Romalılar
arasındaki meydan savaşında Filip yenilince, Romalı komutan Asya’daki
tüm Yunan şehirlerinin özgürlüklerine sahip olması gerektiğini
söylemişti. Asya’ya yeni gelmiş Roma ordusu İÖ190 yılında Manisa’daki
meydan savaşında Suriyeli Antiodios’u yenince Karya ve Likya’nın
yönetimi Rodos’a verildi. Rodos’un kötü yönetimi İÖ 167’de Likya’lılar
gibi Karya’lıların da ayaklanmasına neden oldu. Aynı zamanda Roma
senatosu Karya ve Likya’nın bağımsızlıklarını ve özgürlüklerini kabul
etti.
Bergama kralı III. Attalos İÖ 133’te krallığını Roma’ya miras bırakınca
Anadolu’da Roma’nın varlığı kabul edilmiş oldu. Başarılı ve kimi zaman
da başarısız süren Roma İmparatorluğu’nun Karya’daki egemenliği
Bizans’ın doğuşuna kadar sürmüştür. İÖ birinci yüzyılda Roma’da iç
savaşlar başlamıştı. İÖ 44’de Julius Cesar, İÖ 42’de Brutus ve Kassyus
öldürüldü.
Bu tarihlerde Karya’da bulunan Antonius ve Cleopatra kış mevsimini
geçirmek üzere Mısır’a dönmeye hazırlanırken Milas, Alabanda ve bazı
kentler ünlü hatip Milaslı İbrea’nın kışkırtmasıyla Romalılara
başkaldırarak muhafız kıtalarını yok etmişlerdi. Ancak sonradan
Romalıların yeniden fethettiği Milas yakılmış, yıkılmış ve perişan
edilmiş, Alabanda halkının da çoğu öldürülmüştür.
Tarihi kaynaklar Romalılar döneminde Anadolu’nun büyük bir yıkıma, zulüm
ve işkenceye maruz kaldığını yazmaktadır. Karya da bu felaketin dışında
kalamamıştır. Bu olayları izleyen dört yüzyıl Roma döneminin ikiye
ayrılmasını hazırlayan ve Bizans dönemini başlatan yıllar olmuş ve İS
395 yılında Karya ve Likya tamamen Bizans yönetimine geçmiştir.
Anadolu’nun bir bölümüyle Karya ve Likya 8. yüzyıl başında Harunurreşid
tarafından işgal edilmiş, ancak 860’lı yıllarda yeniden Bizans devleti
topraklarına katılmıştır.
1100 yıllarına doğru, Anadolu Selçukluları’nın Anadolu’da batıya doğru
ilerlediklerini görüyoruz. O tarihten sonra bu topraklar Menteşe Beyliği
kuruluncaya kadar Selçuklular’ın yönetiminde kalacaktır.
Menteşe Beyliği Dönemi
Menteşe Bey 1282 yılı yazında Aydın önlerine kadar ilerleyip uzun bir
kuşatmadan sonra kentin kalesini fethetmiş ve sonra da Karya içlerine
sarkmaya başlamıştır.Menteşe Bey tarafından Karya’nın tamamının fethi
kaynaklara göre 1291’de tamamlanmıştır.Menteşe Bey ölünce yerine oğlu
Mesut Bey geçmiştir.Mesut Bey 1300 yılında Rodos seferi için Marmaris
liman ve kalesini üs olarak kullanmış,Rodos’u fethetmiş,ancak ömrünün
sonlarında büyük bir Haçlı donanmasının 1309’da Rodos’u geri almasını
önleyememiştir.
Menteşe Beyliği Sücaeddin Orhan Bey zamanında en parlak dönemini yaşamış
ve Marmaris büyük bir liman kasabası haline gelmiştir.Orhan Bey’in ölümü
üzerine Menteşe tahtına çıkan oğlu İbrahim Bey zamanında ,Girit dukası
Marino Morisini 1352 yılında Ayasuluk ve Balat limanlarını beyliğin
elinden almış ,ancak tedbirli davranan Marmaris, İbrahim Bey’in oğlu
Hakim Gazi Ahmet Bey’in de yardımıyla kendini Girit dukalığına karşı
koruyabilmiştir.Gazi Ahmet Bey liman ve kalenin onarılmasını
sağlamış,1365 yılında Rodos’la Kıbrıs arasındaki deniz yoluna egemen
olduktan sonra Marmaris daha da gelişip önem kazanmıştır.Gazi Ahmet
Bey’in ölümünden sonra Menteşe Beyliği Sultan II.Murad tarafından
1424’de Osmanlı topraklarına katılmıştır.
Osmanlı Dönemi
Bu yeni dönemde Menteşe Beyliği’nin toprakları 1444’de II. Murad
zamanında Saruhan ve Aydın’la birlikte yönetim şekli olarak ‘has’ haline
getirilmiş,Marmaris ise Menteşe sancagına bağlı bir köy olarak
kalmıştır.1517 yılındaysa yönetim Muğla tımarı olarak Hasan Nakari adlı
şahsa verilmiştir.
Osmanlı İmparatorluğu’nun Akdeniz’de egemen olması için Rodos Adası’nın
alınmasının gerekli olduğuna inanan Kanuni Sultan Süleyman 16 Haziran
1522 yılında yüz bin kişilik bir orduyla Üsküdar’dan hareket ederek kırk
gün sonra 26 Temmuz Cumartesi günü Marmaris’e ulaşmıştır. Önce kaleyi
dolaşan Kanuni,kaleyi küçük bulmuş ve daha büyük bir kale yapılmasını
emretmiştir.Bu arada yakınlık duyduğu Sarıana’ya duasını almak için
uğramış ve Sarıana Kanuni’ye Rodos’un alınacağını müjdelemiştir.
Rodos seferi nedeniyle Marmaris yeniden önem kazanmıştır.Liman kenti
Marmaris sonraları Muğla mütesellimleri tarafından gönderilen voyvodalar
tarafından yönetilmiştir.Bunu yönetimde yapılan değişiklik izlemiş ve
kasaba Rodos’a bağlanmıştır.Marmaris’in yönetimiyse bir mütevelliye
bırakılmıştır.1867’de Marmaris Muğla’ya bağlı bir ilçe haline getirilmiş
ve bu tarihten sonra mülki yönetim için kaymakamlar atanmıştır.
I.Dünya Savaşın’da Marmaris
1913 yılında bir Alman gemisi Fransız kruvazörlerinin önünden kaçarak
Marmaris limanına sığınmış, limanı koruyan Türk askerleri kendilerine
sığınan bu Alman gemisini Fransızlara vermemişlerdir.Bunun üzerine
Fransız gemileri Marmaris Boğazı’nı mayınlamışlarsa da kale komutanı ve
görevlileri bu mayınları bir gecede toplamış ve zararsız hale
getirmiştir.1914 yılının temmuz ve ağustos aylarında yine Fransız
gemileri kaleyi topa tutmuş,büyük bir tahribat yapmışlardır.Karaya çıkan
Fransız askerleri Türk kumandan ve askerlerinin kahramanca müdafaaları
karşısında çekilip gitmişlerdir.
İstiklal Savaşı’nda Marmaris
Sevr Antlaşması’ndan sonra 29 Temmuz 1919’da İtalyanlar’la Yunanlılar
gizli bir anlaşma yapmış,İtalyanlar Muğla ve Marmaris’i işgal
etmişlerdi.Bu arada İtalyan kabinesi düşmüş,Dışişleri Bakanlığı’na da
Kont Sforza getirilmişti.İtalya 22 Temmuz 1922’de Yunanistan’la önceki
anlaşmasını tek taraflı olarak bozdu.Türklere yardıma dayanan yumuşak
bir politika izledi.Bu nedenle Marmaris halkı İtalyan askerlerine karşı
direnmemiş,İtalyanlar ise Yunan saldırısına karşı Türklere yardım
etmişlerdir.İtalyan askerleri Marmaris’ten ayrılırken kalede şerefle
dalgalanan Türk bayrağına saygı duruşunda bulunmuşlardır

MARMARİS ÇEVRESİNDEKİ ANTİK KENTLER
Physkos
Antik Marmaris kentinin eski bazı kaynaklarda Physkos,Phiscus,Fiskos,Fineks
olarak geçtiği görülür.Bilge Umar Kayra adlı araştırma kitabında Fiskos
sözcüğü konusunda oldukça geniş bilgi vermektedir.Bu antik kent Marmaris
limanının 2 kilometre kadar kuzeyinde,Asar Tepesi’nin yamacında
kurulmuştur.Ancak günümüze Klasik ve Helenistik döneme ait surların
temel kalıntılarından başka bir şey kalmamıştır.Ünlü tarihçi Heredotos
bu tarihi kentten Marmarisisos’ta mutlu ve refah içinde yaşıyorlar.
Bizans tarihçisi Doukas da Mamalos adında bir Karya limanından söz
etmektedir.Charles Texier Marmaris ve çevresini anlatırken yörede renkli
mermer çıkarıldığını yazar.Gerek Marmarisisos,gerek Mamalos sözcükleri
‘mermer’sözcüğünü anımsattığından çevrenin mermerle ilişkisi
açıktır.Nitekim Muğla ve çevresi çok eski dönemlerden beri işletilen
mermer ocaklarına sahiptir.Zamanla koşulların değişmesiyle işletilmeyen
bu ocaklar günümüzde yeniden çalıştırılmaya başlanmıştır.15. yüzyılın
ünlü denizcisi Piri Reis Kitab-ı Bahriye’sinde ve haritasında Mermeris
sözcüğünü kullanmıştır.Saydığımız nedenlerle bu sözcük,kente uygun
düşmektedir.Yeni araştırmalar Marmaris yakınlarında eski mermer
ocaklarının varlığını ortaya çıkarabilir.Bugün gelişmiş olan kent antlik
dönemde Fiskos’un iskelesi olmuş olabilir.Zaman içinde Fiskos
gerilerken,liman çevresinde yeni bir yerleşim alanının gelişmiş olduğu
da düşünülebilir.Herodotos’un bahsettiği Marmarisisos da belki o
zamanlar gelişmekte olan bu yerin adıdır.
Elbette bu yazdıklarımız bir varsayımdır.Nitekim ‘Marmaris Kasabasının
Kısa Tarihçesi adlı yazısında 0.Levent Seral da Marmaris’in tarih
boyunca aldığı isimleri aşağıdaki gibi sıralayıp görüşünü şöyle
belirtilmiştir:’Marmaris’in tarih içinde aldığı isimler sırasıyla;Physcus
ya da Fiscus,Fisco,Porto Fisko,Vischa,Mamula,Mamalos,Marmara,Porta di
Marmora,Marmarista,Marmariçe,Mermeris ve Marmaris şeklilerinde
sayılabilir.Bundan başka; idari ve dini yönetim bölgesi olarak;Pereia
Rodhionou,Paraea Rodhiorum,Proto Lykia ve Sevahil-i Menteşa adlarıyla
tanıyor idi…Yazılı metinlerin çoğu Yunanca olduğundan;yabancı ve
bilhassa Luvi kökenli kelimelerin Yunanca’nın yazılış ve anlam
çerçevesine sokulmaya çalışıldığı tabidir.Burada kelimelerin hangi
manayı taşıdıkları bilgi azlığından dolayı çözülememekle beraber,
hatırlanması gereken husus;Marmara Denizi,Marmara Adası’yla
Marmaracık,Göl Marmara,Dağ Marmara gibi İç Anadolu kentlerinin ve
nihayet Marmaris’in ortak benzerliğinin mermer taşı olmayıp hepsinin bir
göl veya göle benzer bir küçük iç deniz kenarında bulunmasıdır.’’
Amos
Burası Marmaris koyunun Turunç beldesi yakınında görülmeye değer antik
kentlerden biridir.Denizi,doğası ve arkeolojik kalıntılarıyla ilgi
çekmektedir.İÖ 4.yüzyılda surlarla çevrilmiş olan Amos’un çevresini ve
kuşbakışı harika manzarasını görmek isteyenlerin biraz zahmete ve
yorgunluğa katlanmaları gerekir.Denizden gelenler Hisar Burnu’ndan
tepeye çıkabilmek için yokuş olan ve yola dağılmış bulunan büyük
taşların üzerinden atlayarak tırmanmak zorunda kalırlar.Yüksek bir
tepeden görkemli manzarayı seyredenler yorgunluklarını çabuk
unuturlar.Yorulmak istemeyenler antik alana Marmaris-Turunç karayoluyla
ulaşabilirler.Antik çağların bu önemli kentinden günümüze kalan sadece
sur içinde harap bir akropol,bir tapınak ve bir tiyatrodur.
Kastabos
Marmaris-Datça yolunun 18. kilometresinde görülmeye başlayan Hisarönü
Körfezi’nin manzarasına doyum olmaz.Körfezin denizden üç yüz metre
yükseklikteki Pazarlık Tepesi’nde bir Yunan tapınağı bulunmuştur.Prof.Cook
ve George Bean tarafından yapılan yeni araştırmalarda bu tapınağın
Hemitea Tapınağı olduğu anlaşılmıştır.Hemitea çağlar boyunca adına
festivaller düzenlenen ve mitolojide yer alan,hastalara şifa dağıtıp
hamile kadınların yardımına koşan yarı tanrıçadır.1959-1960 yıllarında
yapılan iki kısa kazıda normal boydan büyük,başı ve omuzları olmayan
mermer bir heykelle birkaç parça tarihi eser ve toprak kandil
bulunmuştur.Tepede,tapınağın yakınında iki bina ve tepenin altında 5000
kişilik bir tiyatroyla ev kalıntıları görülmektedir.Bu antik
kalıntılardan çevrenin doğal güzelliğini seyretmenin insana verdiği
güzellik duygusunu sözcüklerle anlatmak olanaksızdır.
Bibassos
Burası da diğer tarihi kentler gibi antik dönemden zamanımıza
ulaşabilmiştir.Hisarönü Körfezi’nde, Orhaniye köyünün deniz manzaralı
dik ve kayalık tepesi üzerinde bulunmaktadır.Az sayıda kalıntı ve
koydaki küçük ada üzerinde bir kale kalıntısı vardır.
Erine
Erine’ye Hisarönü köyünden 3 kilometrelik bir orman yoluyla
gidilir.Erine Helen ve Roma dönemi kalıntılarıyla tanınır.Yapıların
tamamına yakını toprak altındadır.
Sirna
Marmaris-Bozburun yolunun 20. kilometresinde Bayır mevkiindedir.Sirna’dan
günümüze ulaşan masalımsı tarih bilgisi şöyladir: Karya kralının kızı
Sirna, Troya savaşında Asklepyus’un oğlu ve Yunan ordusunun doktoru
Podaleryus’la evlenir.Kral bir düğün hediyesi olarak damadına Loryma
Yarımadası’nı verir, damat da bu bölgede iki yeni kent kurar ve
kentlerden birine karısının adını verir.Ancak bu kentten günümüze
herhangi bir tarihi kalıntı kalmamıştır.
Hidas
Edirane-Bilbassos yolu üzerinde Marmaris’ten 35 kilometre
uzaklıktadır.Helenistik çağdan günümüze kadar gelebilmiş sur kalıntıları
ve bu kalıntıların güney tarafında kare planlı bir anıt mezar
bulunmaktadır.Antik kent ise Selimiye Koyu’ndadır.
Timnos
Rodos’un karşı yakasında, Bozburun’da bir yerleşim yeri olduğu tahmin
ediliyor.Çok sayıda yazıt bulunmuşsa da antik yapılara rastlanmamıştır.
Tissanos
Bu tarihi kent Symi (Sömbeki) Adası’nın karşısında, Söğüt Koyu’nda
bulunmaktadır.Tarihi kalıntıları Saranda (Cumhuriyet) mahallesinin
yakınındadır.Akropol köy okulunun arkasındaki bir tepeciktedir.Surla
çevrili akropolün batı ucu Bozburun Limanı’na bakar.Helen,Roma ve Bizans
dönemlerini yaşamıştır.
Söğüt köyü sahiline yakın dört küçük adacık vardır.Bunlar
Söğüt,Zeytinlik,Değirmen ve Fenaket adalarıdır.Söğüt Adası’nda Bizans
döneminden kalmış bir kiliseyer almaktadır.Mersin Burnu’nda ise eski bir
manastır,bir kuyu,taştan bir çeşme ve bir de değirmen vardır.
Föniks
Bir ilkçağ kenti olan Föniks bugünkü Taşlıca (Fenaket) köyünün
yakınındadır. Taşlıca’yla eski kent arasındaki yolda kayaya oyulmuş
mezarlar, duvarlar ve yapı kalıntıları görülmekte, duvarlar Helen çağı
işçiliğine benzemektedir. Asar Tepesi’nde surlardan kalma bazı bölümler
ve bir de üzerinde yazıları okunamayacak kadar silinmiş bir kaya dikkati
çeker.Akropol kent yapısına elverişli bir düzlüktedir.Hemen yakında
Sindili adındaki eski bir köyün halkı 1950’li yıllarda burayı terk
ederek Fenaket’e göçmüştür.