ÇOCUKLUK MEVSİMİ
Çocukluk mevsimi ne çabuk geçti,
Hayaller güzeldi, düşler güzeldi...
Annelerin yüzü daha güleçti,
Baharlar güzeldi, kışlar güzeldi...
Bulutlar üstüne ne düşler kurdum,
Sapanla devleri gözünden vurdum,
Gece Kaf Dağı’na çıkıp oturdum,
Zümrüt Anka denen kuşlar güzeldi...
Bir çağı yürürdüm iki adımla,
Kişnerdi dal atım bağladığımda,
Kaybolan bilyeme ağladığımda,
Gözümden süzülen yaşlar güzeldi...
BÜLENT ÖZCAN
UYANIN ÇOCUKLAR
Sabah, uyanır çocuklar
Pencereyi açarlar,
Ve günü boyarlar,
Gözlerinin rengine
Güneşe koşarlar...
Sabah, uyanır çocuklar
Uçurtma uçururlar,
Mavi göğün içine.
ÇOCUKLAR OLMASAYDI...
Çocuklar olmasaydı
Böylesine sevmezdim yaşamı
Böylesine umutlanmazdım
Böylesine sevinç sarmazdı yüreğimi
Böylesine dayanmazdım acıya
Böylesine şiirler yazmazdım...
Çocuklar olmasaydı,
Analar bu kadar güzel olmazdı...
BÜLENT ÖZCAN
TİLKİ İLE LEYLEK
Tilki hocanın iyiliği tutmuş bir gün
Hacı leyleği yemeğe buyur etmiş
- Ama, demiş tilki, bizde misafir
Umduğunu değil bulduğunu yer.
Meğer tilkinin cimrisi hepsinden betermiş
Bir çorba çıkarmış topu topu
O da sulu mu sulu
Hem nerden getirse beğenirsiniz? Tabakta.
Leylek gagasıyla uğraşadursun
Tilki bitirmiş hepsini bir solukta.
Leylek kızmış, ama çekmiş sineye.
Bir zaman sonra
O da tilkiyi buyur etmiş yemeğe.
- Hay hay, demiş tilki, nasıl gelmem?
Ben dostlara naz etmesini sevmem.
Tam saatinde gelmiş.
Leyleğe türlü diller dökmüş.
Şu güzel bu güzel,
Hele yemeğin kokusu
Gel iştahım gel!
Gerçi tilkilerin iştahı
Pek nazlı değilmiş ama
Et kokusu başka şeymiş.
- Kuşbaşı galiba, demiş
Bayılırmış etin böylesine
Hele kıvamında pişmişine.
Derken yemek sofraya gelmiş,
Gelmiş ama nasıl?
Kokusunu al, eti arada bul!
Dar boğazlı upuzun bir çömlek içinde
Tam leyleğin gagasına göre
Tilki burnunu burgu etse nafile.
Kısmış kuyruğunu evine dönmüş.
Aç kaldığına mı yansın
Bir kuşa rezil olduğuna mı?
El alemi aldatanlar
Bu masal size:
Bir gün sizi de sokarlar
Kurduğunuz kafese.
LA FONTAINE
Çeviri: Sabahattin Eyuboğlu
KIRLANGIÇ VE KÜÇÜK KUŞLAR
Bir kırlangıç dünyayı geze dolaşa
Çok şeyler öğrenmiş.
Atalarımız ne demiş:
"Bir şeyler kalır çok görenin kafasında."
Bizim kırlangıç önceden bilirmiş
Büyük küçük bütün fırtınaları,
Gemiciler ondan alırmış haberi.
Bir gün bir yerde kırlangıç bakmış,
Tarlasına, sıram sıram
Kenevir tohumu ekiyor köylünün biri.
Kırlangıç çağırmış küçük kuşları,
- Bakın, demiş, sizin kuyunuzu kazıyor bu adam.
Bana göre hava hoş, çeker giderim burdan,
Ama korkarım sizin haliniz duman.
Şu elin savurduğu tohumlar yok mu,
Başınıza örülen birer çoraptır sizin,
Her attığı tohum bininizin öksesi,
Benden size söylemesi.
Günü gelip kenevir sicim oldu mu
Seyreyleyin size kurulacak dolapları.
Ya ölüm, ya zindan gayri sizlere:
Kiminize kafes, kiminize tencere.
Onun için gelin, dinleyin beni,
Yiyin şu tohumların hepsini.
Yaz günü kırlangıcı kim dinler,
Küçük kuşlar diledikleri yemi yemişler.
Kenevir başlamış büyümeye yeşil yeşil.
Kırlangıç bir kez daha uyarmak istemiş
Dünyadan habersiz küçük kuşları:
- Koparın, demiş, bir bir koparın
Bu kötü tohumdan çıkan yapracıkları.
Onla büyüdü mü kendinizi yok bilin.
Kuşlar kırlangıca kızmış,
- Aman ne şom ağızlısın, demişler.
Hem sonra kaç bin kuş ister
Bütün o filizleri yolmak için?
Kenevir büyüdükçe büyümüş,
Kırlangıç, kuşları bir kez daha uyarmış:
- Bakın, demiş, işler kötü,
Kötü tohum yurdunuzda aldı yürüdü.
Bugüne dek inanmadınız bana, peki,
Ama bir gün baktınız ki insanoğlu,
Buğdayları büyüyedursun tarlada,
Vakit bulmuş kuş avlamaya şurda burda,
Kurmuş ağlarını dağda bayırda,
Siz küçük kuşları avlamak için.
Ya hiç çıkmayın yuvanızdan,
Ya da göç edin başka yere:
Ördek, turna ne yapıyorsa
Siz de onlar gibi yapın.
Ama siz küçüksünüz, doğru,
Geçemezsiniz bizim gibi çölleri, denizleri.
Size göre iş değil yeni dünyalar aramak.
Yapabileceğiniz tek şey bence
Duvar deliklerine saklanmak olacak.
Kuşçağızlar yorulmuşlar kırlangıcı dinlemekten,
Başlamışlar cıvıl cıvıl ötüşüp durmaya.
Tıpkı Troyalılar gibi, zavallı Kassandra
Başlarına geleceği haber verirken.
Onlara olan bizimkilere de olmuş.
Nice kafesler kuşlarla dolmuş.
Hep böyle kendi bildiğimizi okuruz yalnız
Bela başımıza gelmedikçe inanmayız.
LA FONTAINE
Çeviri: Sabahattin Eyuboğlu
DÖRT YAPRAKLI ÇİÇEK
Çıkamaz çocukluğundan dışarı
Kimse.
Oynamamız bundandır.
Kara toprakla binlerce yıl.
Çıkamaz çocukluğundan dışarı
Kimse.
Bundandır sevmemiz
kiraz ağaçlarını.
Çıkamaz çocukluğundan dışarı
Kimse.
Kardeşliğimiz bundandır
Mavi sularla binlerce yıl.
Çıkamaz çocukluğundan dışarı
Kimse
Bundandır inanmamamız
Kocaman bombalara.
FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA
SERÇE KUŞU
Bu sabah bahçede karşıma
Küçük bir serçe kuşu geldi;
Havuzun taşına kondu,
Bir içti, bir doğruldu,
Nasıl da korkuyordu.
Sen hiç korkma serçe kuşu,
Suyunu rahat rahat iç,
Sıhhat afiyetle uç,
İnsanoğlu çeşit çeşit
Beş parmağın beşi bir mi?
NECATİ CUMALI
VİTRİNDEKİ BEBEK
O vitrindeki bebeğin
Annesi yok dedin anne
Acıkınca kim meme verir
Kim ninni söyler ona
Altını kim değiştirir
Ateşi yükselince
Kim kor elini alnına
Sen görmedin anne
Arkamdan bir bakışı var
Bir iç çekişi derinden
Boynunu bir büküşü var
Öyle acıyorum ki ona
Bir daha geçmiyorum
O vitrinin önünden
ÇOCUK VE GÜNEŞ
Güneş en uslu çocuk
Çıkmıyor bir gün olsun
Annesinin sözünden dışarı
Akşamları erken yatıp her gün
Erkenden kalkıyor sabahları
İSMAİL UYAROĞLU
OYUN
Sebzelerden sevdiklerim:
Havuç, domates, oyun.
Meyvelerden sevdiklerim:
Elma, şeftali, oyun.
Bence en iyi besin oyun
Çünkü
Hiçbir şey yemesem bile bazen
Oynarken doyuyorum.
İSMAİL UYAROĞLU
SEVGİLİ GENÇLİK
Öyle parçalandım ki ömrümde sevgiyle öfke arasında
Sevgimi öfke vurdu
Öfkemi sevgi kaçırdı
İçim parçalandı arada
Bir de bigün baktım gökyüzüne, bir bayram gecesi
Bir kestane fişeği açmış yedi rengimden
Yağıyorum çocukların üstüne
CAN YÜCEL
OYUNCAKÇI AMCA
Oyuncakçı amca,
Ne çok oyuncakların var;
Top, tank, tüfek, tabanca...
Gövdem titriyor,
Onlara bakınca!
N'olursun oyuncakçı amca,
Bundan böyle bizlere,
Oyuncak tüfekler yerine,
Ak yelkenli bir gemi,
Bir de süslü bebekler getir,
Unutma e mi?
Sonra oyuncakçı amca,
Senden aldığım tüfekleri,
Bozarak onlardan kuş yaptım,
Bana kızmazsın değil mi?
ABDÜLKADİR BULUT
İLKBAHAR
Yağmur geçti kar geçti
Soğuk rüzgarlar geçti
Güneşli bahçelerden
Güzel çocuklar geçti
Meliyor kuzucuklar
Seviniyor çocuklar
Ağaçlar dallar taktı
Bin bir renkli boncuklar
Taze hayattır bahar
Ne çok ışık renk saçar
Gezdirin eğlendirin
Gürbüz olsun yavrular
Rüzgarlar ese ese
Hayat verir herkese
Civciv bile kapanmaz
İlkbaharda kümese
AKA GÜNDÜZ
ZERDALİ AĞACI
Havalar güzel gidiyor
Sen de çiçek açtın erkenden
Küçük zerdali ağacım
Aklın ermeden
Bak kurt gibi kalın yapılı
Görmüş geçirmiş ağaçlara
Küçük zerdali ağacım
Pişman olursun sonra
Şimdi okşar gibi hafif hafif
Bir gün yerden yere çalar rüzgar
Küçük zerdali ağacım
Bakma güzel gitsin havalar
Sallansın dalların çocuklar gibi
Bakma güneş ısıtsın varsın
Küçük zerdali ağacım
Sonra donarsın
Zemheride bahar mı olur
Akşamları seyret anlarsın
Sakın erkenden çiçek açma
Küçük zerdali ağacım
CAHİT KÜLEBİ
DÜNYAYI VERELİM ÇOCUKLARA
Dünyayı verelim çocuklara hiç değilse bir günlüğüne
allı pullu bir balon gibi verelim oynasınlar
oynasınlar türküler söyleyerek yıldızların arasında
dünyayı çocuklara verelim
kocaman bir elma gibi verelim sıcacık bir ekmek somunu gibi
hiç değilse bir günlüğüne doysunlar
bir günlük de olsa öğrensin dünya arkadaşlığı
çocuklar dünyayı alacak elimizden
ölümsüz ağaçlar dikecekler
NÂZIM HİKMET
MASALLARIN MASALI
Su başında durmuşuz
çınarla ben.
Suda suretimiz çıkıyor
çınarla benim.
Suyun şavkı vuruyor bize,
çınarla bana.
Su başında durmuşuz
çınarla ben, bir de kedi.
Suda suretimiz çıkıyor
çınarla benim bir de kedinin.
Suyun şavkı vuruyor bize
çınara, bana, bir de kediye.
Su başında durmuşuz
çınar, ben, kedi, bir de güneş.
Suda suretimiz çıkıyor
çınarın, benim, kedinin, bir de güneşin.
Suyun şavkı vuruyor bize
çınara, bana, kediye, bir de güneşe.
Su başında durmuşuz
çınar, ben, kedi, güneş, bir de ömrümüz.
Suda suretimiz çıkıyor,
çınarın, benim, kedinin, güneşin, bir de ömrümüzün.
Suyun şavkı vuruyor bize
çınara, bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze.
Su başında durmuşuz.
Önce kedi gidecek
kaybolacak suda sureti.
Sonra ben gideceğim
kaybolacak suda suretim.
Sonra çınar gidecek
kaybolacak suda sureti.
Sonra su gidecek
güneş kalacak,
sonra o da gidecek.
Su başında durmuşuz
çınar, ben, kedi, güneş, bir de ömrümüz.
Su serin,
çınar ulu,
ben şiir yazıyorum,
kedi uyukluyor,
güneş sıcak,
çok şükür yaşıyoruz.
Suyun şavkı vuruyor bize
çınara, bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze.
YILDIZLAR
Seni karanlıkta yatırıyorlar
Korkuyorsun geceden
Bakıp bakıp pencereden
Yatağına sokuluyorsun.
Ben hep eski yerimdeyim biliyorsun
Hava açık olduğu zamanlar
Beni seyrediyor, seviniyorsun.
Ah ne olurdu ben de
Sana göründüğüm şekilde
Odana gelseydim.
Ateşböcekleri gibi
Küçücük avucunda
Yanıp yanıp sönseydim.
Seneler geçip gider, büyürsün.
Bir gün olur, hepsi biter
Endişeler, o çocuk üzüntün
Hepsi biter.
Aydınlanır senin için geceler, güneş gibi görünürsün.
Biraz sabır, küçük çocuk, biraz sabır!
Ama Allah'ın koyduğu yerde
Yıldızlar daima yalnızdır.
Behçet Necatigil
ÇOCUK
Çiçek olur açılır,
Koku olur saçılır,
Ondan vaz mı geçilir?
Çocuk evin şenliği,
Yurdun egemenliği.
Kuş olur dalımızda,
Tat olur balımızda,
Ak akçe elimizde.
Çocuk evin şenliği,
Yurdun egemenliği.
Çocuk baş tacımızdır,
Şifa ilacımızdır,
Tükenmez gücümüzdür.
Çocuk evin şenliği,
Yurdun egemenliği,
Tarık ORHAN
BİR DÜNYA BIRAKIN
Göklerde yer açın uçurtmalara.
Oynaya oynaya gelin çocuklar
El ele, el ele verin çocuklar.
Bir barış bırakın biz çocuklara
Ulaşsın şarkımız güneşe ve aya.
Oynaya oynaya gelin çocuklar
El ele, el ele verin çocuklar.
Bir dünya bırakın biz çocuklara
Yazalım üstüne s
Oynaya oynaya gelin çocuklar
El ele, el ele verin çocuklar.
Bir vatan bırakın biz çocuklara
Islanmış olmasın göz yaşlarıyla.
Bir bahçe bırakın biz çocuklara
Sevgili dünya
Oynaya oynaya gelin çocuklar
El ele, el ele verin çocuklar.
Adnan ÇAKMAKÇIOĞLU
GENETİK ŞİFRE
Çocukluk orada
Karşıda oyun sahasında
Koşuyor sağa sola
Tükenmez enerji ile
Düşe kalka
Duyuyor musunuz çocuklar
Genetik şifre çözülmüş
Çocuklar çocuk kalacak
Kirlenmeyecek dünya
Kimin umurunda
Gaffar Karadoğan
SOKAK ÇOCUKLARI
Ben bir sokak çocuğuyum
Mendil satarım, simit satarım.
Kimi zaman ayakkabı boyarım,
Kimi zaman çalarım.
Issız, karanlık, kuytu köşelerden korkarım,
Ama hep oralarda yatarım.
Anne, baba bilmem.
Oyuncak, yazlık-kışlık giysi nedir bilmem.
Demir parmaklıklar ardından bakarım,
Okul bahçesinde oynayan yaşıtlarıma.
Kıskanırım onları.
Gözyaşlarımı hep gizlerim.
Ben bir sokak çocuğuyum,
Bir zamanlar sizin olan,
Kayıp bir çocuğum ben.
Sen bir çocuksun;
Baharla gelen bir çiçeksin.
Gülüşünle şarkı söyler serçe kuşlar.
Sen bir çocuksun ;
Sokaklarda kaybolan,
Dilinin ucunda her sözcüğü küfre dönüşen
Saçları kirli ve yapışkan,
Umutları yırtılan bir çocuksun sen.
Ne evin var, ne de ailen.
Kitapsız, kalemsiz, okulsuz bir çocuksun sen.
Ben sıcacık evimde, yumuşacık yatağımda şiirler yazarken,
Sen gecenin karanlığında sessiz, kimsesiz,
Kayıp bir adreste üşüyen çocuksun.
Ekincan Ufuktepe
ÇOCUKLAR
Çocuklar;yaramaz ve huysuz,
Gecelerden uzak gözleri uykusuz,
Ve gülüşleri; yarından uzak,
Oyunları; kaçmak ve kovalamak…
Oyuncakları dünyaları,
Ve onlar yine zamanları.
Bazen küsüp ağlarlar,
Bazen susmak bilmezler,
Filozof gibi hayatı irdelerler,
Ve,”yeter artık” ! denilene kadar,
Soru üstüne soru üretirler.
Masumlar, ilgiye muhtaçlar,
Dünyanın sıkıntılarından uzaklar,
Doğduklarında belirginleşirken kaderleri,
Habersiz karşılarlar, yaşamı.
Paylaşımcılar ve hırçınlar.
Çocuklar; yarınlar!
Oyun çağlarında koca yükü kaldıran,
Yada buna zorlanan çocuklar,
Bazen sokakta kimsesiz,
Bazen çalışmak zorundalar, çaresiz.
Yine de her şeyden bihaber,
Kendi dünyalarında mutlular.
Çocuklar, hassaslar ve anlaşılmaz,
Kimi sessiz kimi de yaramaz.
Küçücük elleri ve kocaman hayalleri,
Evcilikle hayatı taklitleri,
Tatlı gösterir onlara gerçekleri.
Bir çocuk gibi sevgim,
Şimdi büyüdü ve anladı çaresizliği,
Keşke hep çocuk kalabilseydim,
Çocukça sevgimle bütünleşerek…
SEDAT İNCİ