Bilgi Paylaştıkça Çoğalır...

*

 

 Ana sayfa yap

       Favorilere Ekle

              İletişim

                    

 
Menü
 

  Ana Sayfa

  E kart

  Haber

  Müzik

  Sohbet

  Sinema

  Oyun

  Burçlar

  Download

  Gazeteler

  Şiir Bölümü

  Rüya Tabirleri

  Tatil Rehberi

  Üniversiteler

  Şifalı Bitkiler

  Canlı Radyolar

  İlginç Bilgiler

  Lüzumsuz Bilgiler

  Siteniz İçin Arkaplan

  Hangi Gün Doğdunuz

  Ekran Koruyucular

  İddaa Sonuç

  İddaa Canlı Yayın

 
 
   ÖNEMLİ SAYFALAR

  T.C Kimlik No

  Vergi Kimlik No

  Oto Vergi Borcu

  SSK

  Bağkur

  Sandık Bilgi Sorgulama

  Telefon 118

  Telefon Borç Öğrenme

  Kazalı Araç Sorgusu

  Nöbetçi Eczaneler

  Posta Kodları

  Açık Öğretim Sonuçları

  KPSS

  ÖSS Sınav Sonuçları

  Hava Durumu

  Milli Piyango

 

 

 ÇOCUK VE OYUN

 

Çocuklar niçin oyun oynar hiç düşündünüz mü? Yapacak başka işleri olmadığı için mi? Yoksa ayak altında dolanıp anne-babalarını lüzumsuz yere meşgul etmemek için mi? Elbette hayır! Oyun çocuk için gerçek bir ihtiyaçtır ve onun bedensel, psikolojik, sosyal ve zihinsel gelişimi açısından çok önemlidir.

Oyun oynamak çocukluk çağına özgü psikolojik, fizyolojik ve sosyal içerikli bir olgudur. Genellikle kendiliğinden doğan, içten, hür iradeye dayalı olarak ortaya çıkan oyun süreci çocuklar için neredeyse hayatî önem arzedecek kadar kıymetlidir.

Çocuğumuzun hasta veya hastalanmak üzere olduğunu onun durgunluğundan, yani oynama isteksizliğinden anlamaz mıyız? Keza ağır hastalıkların pençesine düşmüş yavrular, hastanelerde yetişkinlerin bile katlanmakta güçlük çektiği yoğun tedaviler esnasında buldukları ilk fırsatta oyun oynamaya çabalarlar. İyileşip, hastaneden kurtulduklarında doya doya oyun oynamayı hayal ederler. Ziyaretçileri onlara hediye olarak oyuncak götürürler.

Çocuğu olanlar bilir; bazen çocuklar kırk derece ateşle mücadele ederken, ateş düşürücü şurubun etkisiyle biraz olsun ferahladıklarında hemen gözleriyle oyuncaklarını ararlar. Hatta acil servislere oyuncaklarıyla giderler. Oyuncaklarıyla birlikte uyurlar. Neden acaba?

Oyuncak deyip geçilebilir mi?

Oyun sürecini irdelemeden önce, burada oyuncağın çocuklar için taşıdığı anlam üzerinde birkaç söz söylemek gerekir.

Oyuncak, adından da anlaşılacağı üzere çocukların oynamalarına yardımcı olmak üzere geliştirilmiş, kurgulanmış gerçek ya da hayalî işleve sahip araç ya da düzeneklerdir. Ne var ki bazı oyuncaklar çocukların gözünde bir oyun aleti olmanın ötesinde bir değere sahiptir. Oyuncağa atfedilen bu psikolojik anlam, oyuncağın maddi değerinden veya oyuncağın şeklinden- şemalinden tamamen bağımsızdır. Örneğin kırmızı oyuncak bir araba babayı sembolize ediyor olabilir. Anneannesinin hediye ettiği bir yumoşçuğa sarılarak uyurken, onun tatlı masallarını tekrar tekrar dinler gibi olur veya onun yumuşacık kucağındaymış gibi hissedebilir kendini. Çocuk, olumsuz duygularına bir çıkış noktası olarak da görebilir bir oyuncağını. En sevdiği bebeğini yere fırlatır ve der ki: “Altını ıslatmış!” Çocukların bir rafa kaldırdığı, çok özel anlarda oynadığı, dokunmaya imtina etttiği oyuncakları da vardır.

Velhasıl, elden düşürülmeyen veya oynanmayan oyuncakların bir çocuk için ne anlama geldiği, kişilere özgü ayrı bir anlatım konusudur. Öğrenci yurtlarında 20-25 yaşına gelmiş olup, hâlâ oyuncak bebeğiyle birlikte uyuyan kız çocuklarının varlığı ilginçtir.

Oyun hayatı, hayat oyunu

Bebekliğin ilk devrelerinden itibaren önce kendi basit hareketlerini tekrarlayarak oyuna dönüştüren çocuk, büyüdükçe daha karmaşık oyun süreçlerinin odağı ve müdavimi olur. Oyun çağını bebeklikle başlatmak mümkün, ancak bir üst sınır koymak kolay değildir. Buluğ çağıyla birlikte birey oyundan kopmaz, ancak daha az ilgilenir. Çünkü bu dönemde oyundan başka ilgilenilecek yeni keşiflerin peşindedir.

Bilirsiniz ki bazı insanlar kocaman olurlar ama bir çocuk gibi hep oyuna düşkün kalırlar. Çocukluklarında yeterince oynayamamışlar mıdır? Çok oynamışlardır da, yetişkin yaşamda da o çocuksu mutluluğu mu aramaktadırlar? Sıkıntılarıyla baş etmeye mi çalışmaktadırlar yoksa yetişkin yaşamın getirdiği sorumluluklardan kaçmak isteyip çocukluklarına geri mi dönmektedirler; anlamak gerekir.

Oyun, çocuklar için o denli önemli bir ihtiyaçtır ki, ders çalışırken, yemeğini yerken, belki ağır bir iş yaparken, örneğin hamallık yaparken bile oyunsu bir tavır içine giriverirler.

Oyunla öğrenme

Zor konu ve soyut kavramların öğretiminde eğitimciler oyun süreçlerinden medet umarlar. Çünkü bilinir ki, çocuklar oyun oynarken üst düzeyde bir öğrenmeyi de gerçekleştirebilirler. Ama öğrenilen konular genelde yetişkinlerin istedikleri bilgiler değildir, oyunun bilgileridir. Çocuk, yetişkinlerin yönlendirmesiyle oynadığını, yani oyununa dışsal bir beklenti katıldığını hissettiği anda o etkinlik oyun vasfını yitirir.

Örneğin çocuğun zevk için kitap okuması ona bir oyun hazzı verir. Ancak öğretmeninin, “her gece yatmadan mutlaka yarım saat kitap okuyun” veya “on beş günde bir kitap okuyup özetini getirin” tarzındaki yönlendirmesiyle okunan kitaptan çocuklar oyun mutluluğu alamazlar. Bu şekilde kitap okumaya alıştırmaya çalışmak çocuklar için pek elverişli değildir. Onlara külfet gibi gelir, hatta okumaktan soğurlar.

“İki oğlum arasında 5-6 yaş fark vardır. İlk oğluma özenle kitaplar alıp masallar okudum, okumayı sevdirmeye çalıştım. Çok başarılı olduğum söylenemez! İkinci oğlumu yetiştirirken tesadüfen bir özelliğin farkına vardım; ona da masallar okuyordum. O kendi kendine oynarken, masallardaki bazı olay ve kahramanları oyunlarında kullanmaya çabalıyordu. Zamanla oğlumla birlikte masalları kendi oyuncaklarımızla tiyatro gibi yaşayarak oynamaya başladık. Oyuncak plastik köpeği oyunda Kırmızı Başlıklı Kız masalındaki kurt olabiliyordu, legolardan korkunç bir dev yapıyorduk veya cadının şatosunu inşa ediyorduk. Yerdeki halının yaprak desenlerinden oluşan şakacıktan ormanımızda çığlıklar atıyorduk, bazen masalı istediğimiz gibi değiştiriyorduk. Oğlum çok eğleniyordu. Henüz okul yaşına gelmeden okuyabilmek için büyük bir istek duymaya başladı. Okuyamadığı için eksiklik duyuyordu. Zamanla bir kitap kurduna dönüştü neredeyse. Çok okuyan, severek okuyan, hızlı okuyan ve yaşına göre kelime hazinesi geniş bir birey haline geldi. Yıllar sonra küçüklüğünü hatırlarken, okuduğumuz değil “oynadığımız” masalları ve oynarken yaşadığı mutluluğu unutamadığını ifade ediyor.”

Oyunlar, oyuncaklı veya oyuncaksız, tek başına veya arkadaş ile oynanabilir. Her halükârda oyunun çocuklar açısından bir çok işlevi vardır. Bu işlevlerin çocuğun ruh ve beden sağlığı için ne denli önemli olduğunun farkına özellikle anneler varmış olsalardı, her gün yerleri defalarca cilalamayı bir tarafa bırakıp çocuklarıyla oyun oynarlardı. Çocukların evde oyuncaklarını özgürce yaymalarına izin verirlerdi, kızmazlardı ve onlarla bizzat kendileri de oynarlardı.

Çocuğun oyuncağa olduğu kadar arkadaşa da ihtiyacı vardır. Bilinir ki çocuklar bir arkadaş buldukları zaman oyuncağa ihtiyaç duymayabilirler. Ne onları sokağa salıvermek ne de oyuncak odasına hapsetmek oyunun işlevlerini yerine getiremez.

Çocuğun kişiliğinin aynası

Çocuk oyunları yaşa ve cinsiyete bağlı olarak çeşitlilik gösterebilir. Bununla birlikte çocuklar karma oyunlar oynamaktan da hoşlanırlar. Yaş itibarıyla sürekli olarak ya hep kendinden büyüklerle veya hep kendinden küçüklerle oynama temayülü gösteren, yaşıtlarıyla uyumlu bir şekilde oynayamayan çocuklar da vardır. Burada ilk akla gelen etmen zekâ seviyesidir. Yani çocuğun yaşıtlarından üstün veya düşük zekâ seviyesine sahip olduğu kanaatine varılır. Doğruluk payı olmakla birlikte, en az zekâ kadar kayda değer bir faktör de çocuğun sosyal olgunluk düzeyidir. Erken yaşlardan itibaren yaşıtlarıyla birlikte olma ve oynama fırsatını bulamamış çocuklar veya oynarken sürekli büyüklerin müdahalesine maruz kalmış çocuklar, yaşıtlarıyla sağlıklı iletişim kurmada, kendini ortaya koymada ve paylaşmada zorlanırlar.

Şöyle örneklere rastlamak mümkün: Annesi çalıştığı için torununa bakmakta olan anneanne, çocukla ilgilenmede zorlandığı veya sıkıldığı zamanlarda konu-komşudan çocuğa arkadaş çağırır. Genellikle gelir düzeyi düşük seviyeden tercih edilen bu “ısmarlama” arkadaşa küçük bir hediye de verilir, oyunları da denetlenir. Bu çocuk, oynamak durumunda kaldığı bu çocuğun kapris ve şımarıklıklarına göz yummak zorunda kalır.

Oysa gerçek bir oyun ortamında çocuklar bu gibi istenmeyen tavırlar karşısında birbirlerine oldukça tahammülsüzdürler. Sık sık tartışırlar, küsüşürler veya kavga ederler. Büyükleri tarafından kural konulmayan, fazla hoşgörüyle büyütülmüş, sülalenin tek vârisi, beş kız kardeşten sonra doğmuş erkek çocuk gibi unvanları olan çocuklar bu açıdan şansızdırlar. Şişirilmiş benlikler, bir dediği iki edilmeyen bu çocuklar yaşıtlarıyla oynamakta oldukça zorlanırlar. Bunun aksi de olabilir; ailesi ve sosyal çevresi tarafından özgüveni desteklenmemiş çocuklar da yaşıtlarının oyunlarına katılmada oldukça çekingen davranabilirler.

Çocukların oyun süreçleri gözlemlenerek onların ihtiyaçları, sorunları, özlemleri, korkuları, istekleri, kişilik özellikleri vs. hakkında tanımlamalar yapmak mümkündür. Çocuğun ileriki yaşamını önemli derecede etkileyecek, özel eğitim ve klinik destek almasını gerektirecek bir takım doğuştan gelen kişilik farklılıkları ve davranış bozuklukları çocuğun oyun ortamındaki tepkileri gözlemlenerek teşhis edilebilir. Hiperaktif ve atak çocuklar buna örnek gösterilebilir.

Bir tedavi yöntemi

Grupla veya tek başına, içsel derinliği olan, bir güven ortamında doğal veya yapay cereyan eden oyun süreçlerinden tedavi maksadıyla da yararlanılmaktadır. Özellikle saplantı şeklindeki korkuların giderilmesi oyun yoluyla gerçekleştirilebilmektedir. Oyun sürecinde yer alan rol denemeleri, hayal ve fantaziler sayesinde çocuk kendi kendine psikolojik sağaltım yapmış olur. Mesela hemşire rolüne girerek iğne yapar. Bilinçaltı korkularını oyunda bilince çıkararak onlarla yüzleşir ve onlardan kurtulmayı dener.

“Beş yaşındaki kızım iğneden ve aşı olmaktan çok korkuyordu. Aşı yapılacağı endişesiyle asla okula gitmek istemiyordu. Tanıştığı her çocuğa “sizin okulda aşı yapıyorlar mı?” diye soruyor, hayır cevabı alsa dahi inanmıyordu.

Günün birinde hastanede bir kan testi yapılması gerekti. 3-4 kişi kolunu-bacağını tutarak güçlükle kanını aldılar. Korkmuştu ama canı pek de acımamıştı. Bunu kendisi sonradan itiraf etmişti. Bu olaydan sonra kızım evde oynarken bir şey dikkatimi çekti. En sevdiği ve kucağından neredeyse hiç indirmediği yumuşak tüylü oyuncak köpeğinin kolunu bağlıyor ve çekmeceden kendi bulmuş olduğu bir yorgan iğnesini köpeğine batırarak kan alıyordu !..

Bu oyunu günlerce kendi kendine oynadı. Belli ki kendisi için travmatik yani zedeleyici bir yaşantıyı tekrar tekrar yaşayarak acı verici olmaktan çıkarıyordu. Bununla birlikte kendine acı veren hemşirenin rolüne girerek en sevdiği oyuncağına acı verici bir işlem yapıyordu. Oyuncağıyla yaşadığı üzücü olayı paylaşıyor, kısaca kendi kendine, oyun yoluyla iğne ve aşı olma korkusunu yeniyordu.”

Şehirde yaşama şanssızlığı

Çocuk oyunları, saldırganlık eğilimlerinin ve enerji birikiminin zararsız bir şekilde kullanım ve yönlendirilmesinde önemli bir işleve sahiptir. Alan oyunları denilen kategoride çocuklar atlayıp-zıplayarak veya oyun araçları vasıtasıyla bir takım beceriler de geliştirirler. Zihin-kas koordinasyonu, algılama ve tepki verme hızı, kendini yaşıtlarıyla mukayese edebilme ve değerlendirme, oyun yoluyla mümkün olabilmektedir.

Grup halinde oynanan alan oyunlarının sosyal gelişim ve uyum açısından da çocuklara önemli katkıları vardır. Oyunlar içerisinde farklı sosyal roller denenir, roller hakkında yeni bilgiler öğrenilir, kurallar konulur ve uymayanlara yaptırımlar uygulanır. Sosyal etkileşim, duyguların paylaşımı, olumlu veya olumsuz yaşantıların ifade edilebilmesi oyun ortamlarında sıkça görülür.

Bu süreçler şüphesiz her çocuk için son derece önemlidir. Oyun içerisinde gerçekleşen sosyal öğrenme çocuklar için zevkli ve kalıcı olabilir. Ancak bu bilgiler ve davranış değişimleri her zaman “istenilen yönde” cereyan etmeyebilir.

Ev oyunlarının daha az fiziksel aktiviteyi gerektirdiği ve zihin süreçlerine dayalı olduğu söylenebilir. Sessiz sinema, kelime bulma gibi oyunlar kültürel birikime dayalı ve öğrenme içeren süreçlerdir. Doğrusu, modern çağda çocuklara sunduğumuz ve onları saatlerce ekran karşısına çivileyen Atari ve bilgisayar oyunlarının çocuklar için yukarıda sayılan yarar ve işlevlerden hangilerini yerine getirdiğini, ne tür katkılar sağladığını doğrulayan görüş ve kuramlar henüz yazılmadı... İnternet kafelerde çocuk ve gençlerin oyun oynarken ne türden yararlı paylaşım ve aktarımlar yaptıkları da henüz meçhul !.. En basitinden bu cazibe mekânları çocuklara evden para çaldıracak kadar çekici olabiliyor.

“On yaşındaki oğlum bilgisayara bir oyun yüklemiş. İmparatorluklar savaşını konu alan bir oyunmuş. Bir gün ağabeyiyle tartışmalarına kulak misafiri oldum: Ağabeyi ona, ‘Vatan hainisin sen oğlum!' diye çıkışıyordu. O da ağabeyine ‘Ne yapayım ağbi , defalarca Osmanlı'yı tuttum, hiç oyun kazanamadım; bir defacık Bizans'ı tuttum!' karşılığını veriyordu. Osmanlı ve Bizans imparatorluklarını savaştıran oyun CD'si öyle kurgulanmıştı ki, çocuğun oyun kazanabilmesi için kendi ülkesiyle değil, düşmanıyla özdeşleşmesi gerekiyordu.”

Bu tarz oyunlarla da şüphesiz bir öğrenme gerçekleşiyor, lâkin kime ve neye yarıyor, zaman gösterir...

Çocuklar çocukluğunu yaşamalılar

Çocuk oyunları merak ve heyecan uyandırıcı özellikleriyle de dikkat çekerler. Yarışlar, rekabetler doyasıya yaşanır. İcat ve keşiflere açıktır. Lider vasfını haiz karakterler grup oyunlarında kendini gösterir. Bazı büyük adamların çocukluk arkadaşları onlar hakkında konuşurlar. Ve daha o yaşlarda bir takım vasıflarından bahsederler.

Kısaca oyun oynayamamış kimseler çocukluğunu “yaşanmamış” kabul ederler. Haksız da sayılmazlar yani...

Kent çocukları oyun yönünden kasabalı çocuklara nazaran daha şanssızdırlar. Bir çoğu plastik oyuncak deposunu andıran odalarında kendi haline terkedilmiş durumdadırlar. Mümkün olduğu kadar erken yaşta, evden bir an önce kreş ve okul gibi kurumlara havale edilerek aileler üzerlerinden sorumluluklarını atmış olurlar. Çocuk gözünde durum aynen böyledir. Maalesef ki özel veya tüzel birçok okul öncesi eğitim kurumu “çocuk toplama kampına” benzemektedir. Okul çağı da yeterince oyuna açık değildir. Kentlerde sokak veya mahalle arkadaşlığı zaten çok sınırlıdır. Okullarda ise genelde ikili öğretim uygulaması olduğu için, çocuklar okul arkadaşlarıyla oynayacak zaman bulamamaktadırlar. Çalışan annelerin çocuklarının okul dışı zamanları da etüd merkezlerinde gelip geçmektedir.

Özetle söylemek gerekirse: “Oyun” basit gibi görünen bir olgudur, ancak çocuklar söz konusu olduğunda çok ama çok ciddiye alınmalıdır.

 

Kaynak: Semerkand dergisi

AYŞE İZCİ
 

 

Uyarı: Bu sitede yer alan hiç bir bilgi,içerik,açıklama hekim tavsiyesi yerine geçmez.

 

     SMS MESAJLAR  

  Bayram Sms Mesajları

  Yeni Yıl Sms Mesajları

  Kandil Sms Mesajları

  Sevgililer Günü Sms

  Doğum Günü Sms

  Aşk Sevgi Sms

  Anneler Günü Sms

  Babalar Günü Sms

  Kutlama Sms

  Özür Sms

  Özlem Hasret Sms

  Ayrılık Sms

    

 RESİMLER

  Bebek Resimleri

  Manzara Resimleri

  Araba Resimleri

  Ünlülerin Resimleri

  Top Model Resimleri

  Çiçek Resimleri

  Boyama İçin Resimler

  Atatürk Resimleri

  Çizgi Resimler

    EĞLENCE & KOMİK

  Animasyonlar

  Komik Resimler

  Komik Videolar

  Komik Yazılar

  Komik Fıkralar

     BEBEK GELİŞİMİ

  Ay Ay Bebek Gelişimi

  Bebek Bakımı

  Bebeklerde Beslenme

  Bebek Boy Kilo Grafiği

  Çocuk Gelişimi

  Bulaşıcı Çocuk Hastalık

  Bebek İsimleri

   GEBELİK VE DOĞUM

  Ay Ay Gebelik Takibi

  Gebelikte Vücut Bakımı

  Vücuttaki Değişiklikler

  Gebelikte Beslenme

  Gebelikte Cinsellik

  Doğum Kontrolü

  3d Ultrason Görüntüleri

  4d Ultrason Görüntüleri

  Fetoskopy Görüntüleri

    BAYANLARA ÖZEL

  Güzellik& Estetik

  Yemek Tarifleri

  Kahve Falı

  Kalori Cetveli

  Pratik Bilgiler

  Pratik Mutfak Ölçüleri

  İdeal Kilonu Hesapla

    MSN EKLENTİLERİ

  Msn Hareketli İfadeler

  Msn Hareketli Harfler

  Msn Avatarları

  Msn Download

 

 

  Web Stats  

  Kültür ve Sanat

 
Copyright ©2006 Bilgikutum  Tüm Hakları Bilgikutum'a aittir.