Şişmanlık nedir?
İnsan bedeni "yağsız kitle" ve "yağ dokusu"ndan oluşmaktadır.
Eskiden vücut ağırlığı bir ölçüt olarak alınmış olsa da
sübjektif olması nedeniyle bugün bir ölçüt olarak kabul
edilmemektedir. Bugün obezite "yağ dokusunun normalden fazla
oluşu ile karakterize ağırlık artışı" şeklinde tarif
edilmektedir. Enerji dengesi yönünden bakıldığında ise, alınan
enerji sarf edilen enerjiden fazla olduğunda aradaki fark yağ
olarak depolanmakta ve obezite gelişmektedir.
Çocuklarda Obezite Sıklığı
Çocuklarda obezite giderek artan oranda görülmektedir. Örneğin
ABD'de obezite sıklığının okul çocuklarında % 5-10,
adolesanlarda % 10-15 oranındadır. Kız çocuklarında sıklığın
erkeklere göre daha fazla olduğu bilinmektedir. Gelişmiş
ülkelerde ise genellikle alt sosyoekonomik kesimlerde,
gelişmekte olan ülkelerde ise üst kesimlerde obezite daha
sıktır. Ülkemizde büyük kentlerde yaşayan okul çağındaki
çocuklarda ve adolesanlarda % 10-15 gibi yüksek oranlarda
saptanmaktadır. Çocukluk çağında bazı yaş gruplarında
obeziteye daha çok eğilim gözlenmektedir.
Hayatın 6. ayından sonra okul çağına kadar görülme sıklığı
azalmakrta, erkeklerde ergenlik öncesinde, kızlarda ise
ergenlik sonrası dönemde arttığı bilinmektedir.
Son 10-20 yıl içerisinde obezite sıklığında artış olduğu
uzmanlarca ortaya konuluyor. Bu artışın asıl önemli nedeni
olarak da endüstriyel gelişme ile birlikte, fiziksel güce
dayalı yaşam tarzından inaktiviteye dayalı yaşam tarzına geçiş
ve yoğun kalori içeren besinlerin tüketilmesi olarak
gösteriliyor.
Nasıl Oluşuyor?
Olguların büyük bir bölümünde obeziteye yol açan bir hastalık
bulunmamaktadır. Obeziteye her şeyden önce "çok yeme"nin neden
olduğu ileri sürülmektedir. Çok yemenin mekanizmasında da
beyinde bulunan "iştah merkezi"nin önemli rolü olduğu
belirtilmektedir. Araştırmalar insan ve hayvanların
beyinlerinde tokluk ve açlık sinyallerini alan merkezler ve
bunları uyaran bazı maddeler olduğu göstermiş. "Nöropeptid Y"(NPY)
de bunlardan birisi. NPY'nin işlevi besin alımını artırmak
olarak gösteriliyor. NPY beynin pek çok bölgesinde bulunuyor
ve birçok şişman (obez) kişide beynin çeşitli bölgelerinde
NPY'nin arttığı ortaya konulmuş. Uzmanlar "fast food"
şeklindeki beslenmede kullanılan çeşitli kimyasal maddelerin
bu süreçlere etki ederek aşırı yeme isteği uyandırdığını ileri
sürüyorlar.
Vücutta bu sürece etki eden bir diğer unsur ise pankreasta
yapılan "insülin" hormonu. İnsülin vücutta bulunan şekerin
dokulara düzenli dağılımını ve kullanımını sağlıyor. Obez
çocukların kanında insülinin fazla olmasına rağmen glukoz
düzeyleri normal bulunuyor. Bu da bu çocuklarda insülin
direncinin varlığını gösteriyor. Bu konuda önlem alınmazsa
yani aşırı beslenmenin önüne geçilmezse bir süre sonra kandaki
glukoz seviyesi yükseliyor ve "diyabet"(Tip II) denilen şeker
hastalığı oluşuyor.
Genetik önemli
Günümüzde obezitenin genetik boyutu üzerinde duruluyor.
Obezite ve genetik etmenler üzerinde yapılan araştırmalarda
her iki ebeveyn obez ise çocuğun obez olma şansının %80,
yalnızca biri obez ise oran %50, ikisi de obez değilse oran %9
olarak bulunmuş. Bu gözlemlerden yola çıkılarak yapılan
araştırmalarda vücut ağırlığını biyolojik olarak kontrol eden
bazı genler bulunmuş. İnsanın genetik yapısını belirleyen
kromozom üzerinde "Ob geni", "db geni", "fat geni", "tub
geni", "agouti geni" diye adlandırılan genler bulunmuş. Bu
genlerden "ob geni" leptin sentezini düzenleyerek iştahı
azalttığı, "Db geni"nin ise leptin bağlanmasını düzenleyerek
şişmanlatıcı yönde etki ettiği biliniyor.
"Ekonomi" rol oynuyor
Uzmanlar yapılan araştırmalar sonucunda obezitenin gelişmiş
ülkelerde düşük sosyoekonomik düzeylerde, gelişmekte olan
ülkelerde ise yüksek sosyoekonomik düzeye sahip kesimlerde
daha sık olduğu gösterildiğini belirtiyorlar. Gebeliğinin ilk
altı ayında açlığa maruz kalan annelerin çocuklarında ileri
dönemlerde obezite sıklığının arttığı gözlenmiş. ABD'de
sosyoekonomik düzey arttıkça kadınlarda obezite sıklığının
azaldığı gözlenmiştir. Bu durum sosyoekonomik düzeyi düşük
gruplarda beslenme ve sağlıkla ilgili bilgi eksikliğinin daha
yaygın oluşuna ve aktivite azlığına bağlanmaktadır.
Beslenme biçimi ve beslenme alışkanlığı olarak bitkisel
protein içeriği düşük, yağ oranı yüksek çok kalorili
yiyeceklerle beslenen çocuklarda obezite daha kolay gelişiyor.
Bu tip yiyecekler daha çok fast food" denilen ayakta-atıştırma
biçiminde yapılan beslenmede gözleniyor. Bu noktada ise
reklamların önemli etkisi olduğu ortaya konulmuş. Şiddetli
obezitenin ise sosyoekonomik durumdan bağımsız görülen bir
"hastalık" olarak nitelendiriliyor.
Çevresel Faktörler
Çocukluk dönemindeki şişmanlıkta çevresel etmenler de rol
oynuyor. Obezite görülme sıklığının kış ve ilkbahar aylarında,
eğitim düzeyi düşük olanlarda ve kalabalık kentlerde yüksek
olması obezite üzerine çevresel faktörlerin etkisini
gösteriyor. Obezlerin fazla yeme isteğinin aile çevresinden
edinilen bir alışkanlık olduğu ileri sürülmektedir. Fizik
faaliyet eksikliği, aşırı televizyon izleme gibi kişiyi
hareketsizliğe mahkum eden alışkanlıklar da çoğu kez aile
yaşamı ile ilgili bulunuyor. Ailede bir çocuk obez ise diğer
kardeşin de obez olma ihtimalinin % 40-80 arasında olduğu
ortaya konuluyor.
Sürekli televizyon izlenmesi ve televizyon izlerken yüksek
kalorili yiyeceklerin tüketilmesi obeziteyi daha da
artırmaktadır. Yapılan bir araştırmada obezite sıklığı 4
saatten daha fazla televizyon izleyen çocuklarda; 1 ya da 1
saatten daha az televizyon izleyen çocuklara göre daha yüksek
olarak saptanmış.
Psikolojik Nedenler
Obezite ile psikolojik etmenler arasında bir ilişki olduğu
kabul ediliyor. Anne ile baba arasındaki, ya da ebeveynlerle
çocuk arasındaki olumsuz ilişkilerin çocuğun ruhsal yapısını
olumsuz etkilediği ve bunun da aşırı yemeye neden olduğu
gösterilmiş. Bazı çocuklarda psikolojik bunalıma tepki olarak
gözlenen "yemek yemeden kaçma" davranışı yanında "fazla yemek
yeme" davranışı da görülebiliyor. Okulda başarısızlık, arkadaş
edinememe, anne-baba ve çocuk arasında olumlu ilişki eksikliği
obez çocuklarda sıklıkla saptanan durumlar olarak
gösteriliyor. Obezitenin boşanmış ya da ayrı yaşayan ailelerin
çocuklarında daha fazla görüldüğü, obezite prevalansının tek
çocuklu ailelerde en yüksek olduğu ve aile genişledikçe
azaldığı tespit edilmiş.
Sonuçları kötü
Obez çocuklarda yalnız gündelik yaşam olumsuz etkilenmiyor;
aynı zamanda ciddi sağlık sorunları da çıkabiliyor. Bunlar
arasında adet kanamalarının erken başlaması, kan yağlarında
artış ve buna bağlı damar sorunları, aşırı yük altında kaldığı
için kalp hızında artış ve buna bağlı kalp ve damar
hastalıkları, karaciğer yağlanması, deride şekil ve biçim
değişiklikleri ve bazı hastalıklar, bozulmuş glikoz
metabolizması ve diyabet hastalığı, uykuda solunum durması sık
görülen sonuçlar arasında yer alıyor.
Obez çocuk ve gençlerde iskeletin taşıdığı yükün artması
nedeniyle gelişen kemik yapı ve duruş bozuklukları da sık
gözleniyor. Benzer biçimde dış görünüşteki değişiklikler,
akranlarıyla ve yakın çevresiyle ilişkileri de bozulan şişman
çocuklarda ciddi psikiyatrik sorunla da gözlenebiliyor.
Çocukken başlayan obezitenin erişkinlik döneminde de koroner
kalp hastalığı, hipertansiyon, hiperlipidemi, serebrovasküler
hastalıklar, tip II diabetes mellitus, safra kesesi
hastalıkları, gut, menstrüel anormallikler, bazı seks hormonu
sensitif kanserler, osteoartrit, tromboflebit gibi yüksek
sakatlık ve ölüm oranlarına sahip olan birçok kronik hastalığa
yol açtığı biliniyor . Diğer yandan obezlerde hayat süresinin
kısaldığı, ölüm hızının da yüksek olduğu belirtiliyor.
Önlenebilir bir sorun
Obezitenin tedavisinden önce bu duruma hiç yol açmamanın
önemli olduğu biliniyor. Anne sütü ile beslenmenin yaşamın
ilerki yaşlarında obeziteye karşı korunmayı sağlayabileceği
gösterilmiş. 1998 ve 1999 yılında 39-42 aylık olan 32.200
iskoçyalı çocuğu içeren bir araştırmada obezite görülme
oranının emzirilen çocuklarda belirgin olarak düşük bulunmuş.
Bu ilişkinin çocukların ailelerinin sosyoekonomik durumları,
doğum ağırlıkları ve cinsiyetleri gibi değişkenler için
gerekli düzeltmeler yapıldıktan sonra da sürdüğü ortaya
konulmuş.
Öte yandan uzmanlar çocukluk çağında obeziteye yol açan risk
etmenlerine karşı alınacak önlemlerin çok önemli olduğunu
belirtiyorlar. Bunlarla obezitenin önlenmesi yanında
obezitenin yol açtığı olumsuzluklardan da korunmuş olunuyor.
Bu da çocuk ve gencin ileride sağlıklı birer erişkin
olmalarını sağlıyor.
Bu nedenle obeziteye yol açan risk etmenlerine karşı sigara
karşıtı benzeri kampanyalar ve yasal önlemler uygulanması
öneriliyor. Örneğin bazı İskandinav ülkelerinde çocuk
televizyonlarında besin reklamları yasaklanmış durumda.
Finlandiya'da da okullarda verilen ya da satılan yemeklerin
kalori ve beslenme içeriğinin ilan edilmesi zorunlu kılınmış
durumda. Diğer yandan okul programlarında obeziteye yönelik
eğitimin yapılmasının obezitenin önlenmesinde yarar
sağlayacağı belirtiliyor.
Tedavisi var
Obezitenin varlığı ortaya konulduğunda bir "hastalık" olarak
kabul edilmesi gerektiği uzmanlarca belirtiliyor. Dolayısıyla
erişkin yaşlarda devamının ve komplikasyonlarının
önlenebilmesi için erken dönemde tedaviye başlanması gerektiği
ileri sürülüyor.
Obezitenin önlemediği durumda da tedavi yollarının mevcut
olduğunu uzmanlar belirtiyorlar. Obez çocuklar tedavi öncesi
değerlendirilerek obezitenin genetik ve endokrin nedenlerinin
gözden geçirilmesi gerekiyor. Özellikle boy kısalığı olan
obezite olguları üzerinde dikkatle durulması gerektiği
belirtiliyor.
Obezlerde tedavinin ana unsurunu kalori kısıtlaması ve
egzersiz oluşturuyor. Dengeli ve az kalorili ancak bilinçli ve
kontrol altında belirlenen bir diyetin uygulanması öneriliyor.
Bu uygulamada normal kalori gereksiniminin %30-40 oranında
azaltılması anlamına geliyor. Önerilen "perhiz" hiç bir zaman
"tam açlık" anlamına gelmiyor. Hedeflenmesi gereken sarf
edilenden daha az kalorinin alınması. Zayıflama sağlanırken
alınan besinlerin içinde %25-30 oranında yağ, %50-55 oranında
kompleks karbonhidrat ve %20-25 oranında protein olması
gerekiyor. Hesaplanan toplam kaloriyi oluşturan besinlerin 5-8
öğüne bölünerek verilmesi öneriliyor. Diyet 5 yaş ve üstü
çocuklarda güvenle uygulanabiliyor. Haftada 0.5 kg verilmesi
yeterli görülüyor. Diyet ile yavaş bir biçimde kilo verilmesi,
kilo kazanımı olmaksızın boy uzamasının sürdürülmesi, diyet,
egzersiz ve yeme davranışlarının değiştirilmesi, ailenin
tedavi sürecine katılımı ve obezitenin yinelemesinin önlenmesi
gerekiyor.
Egzersiz
Yapılan araştırmalar diyet ve egzersiz birlikte uygulandığında
yalnızca diyete göre daha fazla kilo kaybına yol açtığını
gösteriyor. Özellikle uzun dönemde, verilen kilonun
korunabilmesi için egzersiz vazgeçilmez bir unsur. Bu nedenle
egzersiz kilo vermeye yönelik tüm programların vazgeçilmez bir
parçası halinde. Egzersiz sırasında öncelikle kalori
harcanıyor. Diğer yandan egzersizin kan basıncı, kan yağları
ile kalp ve solunum sistemi üzerinde olumlu etkileri vardır.
Egzersiz obez kişinin psikolojik durumunu da iyileştiriyor.
Egzersiz sırasında yağlar yakılırken, kas dokusu çoğalıp
kuvvetlenerek daha dinamik bir bedenin oluşmasını sağlıyor.
Egzersizin haftada en az 3 kez, 30 dakika süresince "nabzı
hızlandıracak" yani "ter atacak" şekilde yapılması öneriliyor.
tedavi süresince egzersizin yoğunluğu ve süresinin yavaş yavaş
artırılmasının uygun olacağı uzmanlarca belirtiliyor.
Davranış tedavisi
Çocuklara bu sürede psikiyatrik destek yanında davranış
değişiklikleri yapacak yaklaşımlar da öneriliyor. Obez
çocukların yeme alışkanlıklarının, günlük aktivitelerinin,
düşünme biçimlerinin değiştirilmesi öneriliyor. Davranışsal
yaklaşımların temelinde bireyin kendini disipline sokması
yatıyor. Ancak burada aşırı bir zorlama olmaması öneriliyor.
Obez çocuklarda ilaç tedavisi gibi mide küçültülmesi(gastroplasti),
besinin doğrudan barsaklara yönlendirilmesi (intestinal
bypass) vb. cerrahi tedaviler önerilmiyor.
Obezite nasıl belirlenir?
Fazla yağ, genellikle deri altında ve diğer dokularda
birikmektedir. yağ dokusu miktarının direkt olarak ölçülmesi
teknik yönden oldukça güç olduğu için "Obezitenin
Belirlenmesi" çeşitli yollarla yapılabilmektedir. Bunun için
klinikte obezitenin belirlenmesinde vücut yağ miktarını
indirekt olarak gösteren antropometrik ölçümler ve bunlara
dayalı formüller tercih edilmektedir. En sik kullanılanlar
deri kıvrım kalınlığı, ağırlık ve boy uzunluğuna dayalı
oranlar ve bel/kalça oranlarıdır.
1. Deri Kıvrım Kalınlığı(DKK) Ölçümleri: Deri kıvrım kalınlığı
vücuttaki yağ depolarından sadece derialtı yağ miktarı
hakkında fikir verir.Bu amaçla en çok kol arka ve ön
bölgeleri, kürek kemiği kıvrımı, kalça kıvrımı bölgelerinden
ölçüm yapılır. Basit olduğu, fazla zaman ve ekipman
gerektirmediği, travmatik olmadığı, yağ miktarını doğrudan
belirleyen yöntemlerle yüksek derecede ilişki gösterdiği için,
bu metot gerek klinikte gerekse saha araştırmalarında sık
olarak kullanılmaktadır. Ancak son çalışmalar obezitede sadece
vücut yağ miktarının değil, yağ dağılımının da
değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir.
2.Ağırlık ve boy uzunluğuna dayalı oranlar: Vücut ağırlığının,
yaşa göre normal kabul edilen değerin % 110-120 olması hafif
obezite, % 120'sinin üzerinde olması ise belirgin obezite
olarak değerlendirilir.
Ağırlık-Boy oranı: Aynı yaş ve cins için 50. persantile uyan
ağırlık-boy indeksinin % 120'sinden fazla ağırlık/boy oranı
olan çocuklar obez olarak kabul edilmektedir
Beden kitle indeksi(BKİ): BKİ vücut ağırlığı (kg), boyun
(metre) karesine bölünerek hesaplanır.BKİ'nin normal değeri
20-25 kg/m2'dir, erkekler için 27.8, kadınlar için 27.3'ten
fazla olması (85. persantil) obezite olarak değerlendirilir.
Çocuklarda ise BKİ'nin yaş ve cinse göre geçerli standardın %
120'sinden fazla olması obezite olarak değerlendirilir
3. Bel-Kalça Oranı (BKO): Bel çevresinin kalça çevresine oranı
üst gövdedeki yağ ile alt gövdedeki yağı karşılaştırmada
faydalıdır. Bel çevresi hem karın içi hem de derialtı yağdan
etkilenir ve karın içi yağ fazlalığı geniş bir bel çevresi ile
kendini belli eder, bu yüzden BKO ile derialtı ve karın içi
yağ depoları değerlendirilir. BKO küçük çocuklarda vücut yağ
dağılımını yansıtmaz, adolesan dönemde ise vücut yağ
dağılımının bir göstergesi olarak anlamlıdır. Yetişkinlerde
BKO'nın erkeklerde 0.95, kadınlarda 0.80'in üzerinde olmasının
kardiyovasküler hastalık riski, insülin rezistansı, yüksek
kolesterol ve hipertansiyon ile ilişkili olduğu
belirtilmektedir. Sonuç olarak, obezitenin
değerlendirilmesinde en pratik yöntem olarak BKİ, BKO ve
DKK'nın bir arada ölçülmesi ve ağırlık standartlarının
kullanılması önerilmektedir. Bu ölçümler, sakat kalma ve ölüm
oranlarına ilişkin veriler ile iyi uyum göstermektedir.
Obezite Tedavisi ilkeleri
-Obezite tedavisinde aşağıdaki özelliklerin akılda tutulması
gerekir:
-Obezite hayat boyu süren ve tedavi edilmeyip sadece kontrol
altına alınabilen bir hastalıktır.
-Enerji kısıtlaması olmaksızın obezite tedavisi düşünülemez.
-Ağırlık kaybı, yalnızca semptomların ortadan kaldırılmasıdır.
-Psikolojik bozukluklar ve sorunlar öncelikle tedavi
edilmelidir.
Gündelik yaşantıda alınması gereken önlemler
Yapılması gerekenler:
-Ailenin ve çocuğun beslenme alışkanlıkları değiştirilmeli,
-Yemek yeme eylemine zaman ayrılmalı ve bu eylem hoş bir
birliktelik anı ve paylaşım olanağı, giderek keyif olarak
gerçekleştirilmeli,
-Yalnız çocuğun sevdiği besinler değil, yemesi gerekenler
verilmeli
-Çocukların okulda ve kreşte ne yedikleri izlenmeli
-Ailenin ve çocuğun aktivitesi artırılmalı,
-Çocuklar harekete ve spora özendirilmeli ve
cesaretlendirilmeli
Yapılmaması gerekenler:
-Yemek yeme eylemi hızlı ve ayakta atıştırma biçiminde ya da
televizyon karşısında olmamalı
-Çocuğun her istediğini yemesi önlenmeli
-Hamburger, kızarmış patates, hazır kek, çikolata, kolalı
içecekler yenilmesi engellenmeli,
-Çocukları karşısına tutup ağzına tıkma biçiminde yemek
yedirilmemeli
-Çocukların günde 2 saatten fazla tv izlemesi, video
oyunlarıyla oynaması ve bilgisayarla uğraşması engellenmeli
kaynak:istabip.org.tr
Uyarı: Bu sitede yer alan hiç bir
bilgi,içerik,açıklama hekim tavsiyesi yerine geçmez.