Bilgi Paylaştıkça Çoğalır...

*

 

 Ana sayfa yap

       Favorilere Ekle

              İletişim

                    

 
Menü
 

  Ana Sayfa

  E kart

  Haber

  Müzik

  Sohbet

  Sinema

  Oyun

  Burçlar

  Download

  Gazeteler

  Şiir Bölümü

  Rüya Tabirleri

  Tatil Rehberi

  Üniversiteler

  Şifalı Bitkiler

  Canlı Radyolar

  İlginç Bilgiler

  Lüzumsuz Bilgiler

  Siteniz İçin Arkaplan

  Hangi Gün Doğdunuz

  Ekran Koruyucular

  İddaa Sonuç

  İddaa Canlı Yayın

 
 
   ÖNEMLİ SAYFALAR

  T.C Kimlik No

  Vergi Kimlik No

  Oto Vergi Borcu

  SSK

  Bağkur

  Sandık Bilgi Sorgulama

  Telefon 118

  Telefon Borç Öğrenme

  Kazalı Araç Sorgusu

  Nöbetçi Eczaneler

  Posta Kodları

  Açık Öğretim Sonuçları

  KPSS

  ÖSS Sınav Sonuçları

  Hava Durumu

  Milli Piyango

 

 

 ÇOCUKLARDA OBEZİTE

 

Şişmanlık nedir?
İnsan bedeni "yağsız kitle" ve "yağ dokusu"ndan oluşmaktadır. Eskiden vücut ağırlığı bir ölçüt olarak alınmış olsa da sübjektif olması nedeniyle bugün bir ölçüt olarak kabul edilmemektedir. Bugün obezite "yağ dokusunun normalden fazla oluşu ile karakterize ağırlık artışı" şeklinde tarif edilmektedir. Enerji dengesi yönünden bakıldığında ise, alınan enerji sarf edilen enerjiden fazla olduğunda aradaki fark yağ olarak depolanmakta ve obezite gelişmektedir.

Çocuklarda Obezite Sıklığı

Çocuklarda obezite giderek artan oranda görülmektedir. Örneğin ABD'de obezite sıklığının okul çocuklarında % 5-10, adolesanlarda % 10-15 oranındadır. Kız çocuklarında sıklığın erkeklere göre daha fazla olduğu bilinmektedir. Gelişmiş ülkelerde ise genellikle alt sosyoekonomik kesimlerde, gelişmekte olan ülkelerde ise üst kesimlerde obezite daha sıktır. Ülkemizde büyük kentlerde yaşayan okul çağındaki çocuklarda ve adolesanlarda % 10-15 gibi yüksek oranlarda saptanmaktadır. Çocukluk çağında bazı yaş gruplarında obeziteye daha çok eğilim gözlenmektedir.
Hayatın 6. ayından sonra okul çağına kadar görülme sıklığı azalmakrta, erkeklerde ergenlik öncesinde, kızlarda ise ergenlik sonrası dönemde arttığı bilinmektedir.
Son 10-20 yıl içerisinde obezite sıklığında artış olduğu uzmanlarca ortaya konuluyor. Bu artışın asıl önemli nedeni olarak da endüstriyel gelişme ile birlikte, fiziksel güce dayalı yaşam tarzından inaktiviteye dayalı yaşam tarzına geçiş ve yoğun kalori içeren besinlerin tüketilmesi olarak gösteriliyor.

Nasıl Oluşuyor?
Olguların büyük bir bölümünde obeziteye yol açan bir hastalık bulunmamaktadır. Obeziteye her şeyden önce "çok yeme"nin neden olduğu ileri sürülmektedir. Çok yemenin mekanizmasında da beyinde bulunan "iştah merkezi"nin önemli rolü olduğu belirtilmektedir. Araştırmalar insan ve hayvanların beyinlerinde tokluk ve açlık sinyallerini alan merkezler ve bunları uyaran bazı maddeler olduğu göstermiş. "Nöropeptid Y"(NPY) de bunlardan birisi. NPY'nin işlevi besin alımını artırmak olarak gösteriliyor. NPY beynin pek çok bölgesinde bulunuyor ve birçok şişman (obez) kişide beynin çeşitli bölgelerinde NPY'nin arttığı ortaya konulmuş. Uzmanlar "fast food" şeklindeki beslenmede kullanılan çeşitli kimyasal maddelerin bu süreçlere etki ederek aşırı yeme isteği uyandırdığını ileri sürüyorlar.
Vücutta bu sürece etki eden bir diğer unsur ise pankreasta yapılan "insülin" hormonu. İnsülin vücutta bulunan şekerin dokulara düzenli dağılımını ve kullanımını sağlıyor. Obez çocukların kanında insülinin fazla olmasına rağmen glukoz düzeyleri normal bulunuyor. Bu da bu çocuklarda insülin direncinin varlığını gösteriyor. Bu konuda önlem alınmazsa yani aşırı beslenmenin önüne geçilmezse bir süre sonra kandaki glukoz seviyesi yükseliyor ve "diyabet"(Tip II) denilen şeker hastalığı oluşuyor.

Genetik önemli
Günümüzde obezitenin genetik boyutu üzerinde duruluyor. Obezite ve genetik etmenler üzerinde yapılan araştırmalarda her iki ebeveyn obez ise çocuğun obez olma şansının %80, yalnızca biri obez ise oran %50, ikisi de obez değilse oran %9 olarak bulunmuş. Bu gözlemlerden yola çıkılarak yapılan araştırmalarda vücut ağırlığını biyolojik olarak kontrol eden bazı genler bulunmuş. İnsanın genetik yapısını belirleyen kromozom üzerinde "Ob geni", "db geni", "fat geni", "tub geni", "agouti geni" diye adlandırılan genler bulunmuş. Bu genlerden "ob geni" leptin sentezini düzenleyerek iştahı azalttığı, "Db geni"nin ise leptin bağlanmasını düzenleyerek şişmanlatıcı yönde etki ettiği biliniyor.

"Ekonomi" rol oynuyor
Uzmanlar yapılan araştırmalar sonucunda obezitenin gelişmiş ülkelerde düşük sosyoekonomik düzeylerde, gelişmekte olan ülkelerde ise yüksek sosyoekonomik düzeye sahip kesimlerde daha sık olduğu gösterildiğini belirtiyorlar. Gebeliğinin ilk altı ayında açlığa maruz kalan annelerin çocuklarında ileri dönemlerde obezite sıklığının arttığı gözlenmiş. ABD'de sosyoekonomik düzey arttıkça kadınlarda obezite sıklığının azaldığı gözlenmiştir. Bu durum sosyoekonomik düzeyi düşük gruplarda beslenme ve sağlıkla ilgili bilgi eksikliğinin daha yaygın oluşuna ve aktivite azlığına bağlanmaktadır.
Beslenme biçimi ve beslenme alışkanlığı olarak bitkisel protein içeriği düşük, yağ oranı yüksek çok kalorili yiyeceklerle beslenen çocuklarda obezite daha kolay gelişiyor. Bu tip yiyecekler daha çok fast food" denilen ayakta-atıştırma biçiminde yapılan beslenmede gözleniyor. Bu noktada ise reklamların önemli etkisi olduğu ortaya konulmuş. Şiddetli obezitenin ise sosyoekonomik durumdan bağımsız görülen bir "hastalık" olarak nitelendiriliyor.

Çevresel Faktörler
Çocukluk dönemindeki şişmanlıkta çevresel etmenler de rol oynuyor. Obezite görülme sıklığının kış ve ilkbahar aylarında, eğitim düzeyi düşük olanlarda ve kalabalık kentlerde yüksek olması obezite üzerine çevresel faktörlerin etkisini gösteriyor. Obezlerin fazla yeme isteğinin aile çevresinden edinilen bir alışkanlık olduğu ileri sürülmektedir. Fizik faaliyet eksikliği, aşırı televizyon izleme gibi kişiyi hareketsizliğe mahkum eden alışkanlıklar da çoğu kez aile yaşamı ile ilgili bulunuyor. Ailede bir çocuk obez ise diğer kardeşin de obez olma ihtimalinin % 40-80 arasında olduğu ortaya konuluyor.
Sürekli televizyon izlenmesi ve televizyon izlerken yüksek kalorili yiyeceklerin tüketilmesi obeziteyi daha da artırmaktadır. Yapılan bir araştırmada obezite sıklığı 4 saatten daha fazla televizyon izleyen çocuklarda; 1 ya da 1 saatten daha az televizyon izleyen çocuklara göre daha yüksek olarak saptanmış.

Psikolojik Nedenler
Obezite ile psikolojik etmenler arasında bir ilişki olduğu kabul ediliyor. Anne ile baba arasındaki, ya da ebeveynlerle çocuk arasındaki olumsuz ilişkilerin çocuğun ruhsal yapısını olumsuz etkilediği ve bunun da aşırı yemeye neden olduğu gösterilmiş. Bazı çocuklarda psikolojik bunalıma tepki olarak gözlenen "yemek yemeden kaçma" davranışı yanında "fazla yemek yeme" davranışı da görülebiliyor. Okulda başarısızlık, arkadaş edinememe, anne-baba ve çocuk arasında olumlu ilişki eksikliği obez çocuklarda sıklıkla saptanan durumlar olarak gösteriliyor. Obezitenin boşanmış ya da ayrı yaşayan ailelerin çocuklarında daha fazla görüldüğü, obezite prevalansının tek çocuklu ailelerde en yüksek olduğu ve aile genişledikçe azaldığı tespit edilmiş.

Sonuçları kötü
Obez çocuklarda yalnız gündelik yaşam olumsuz etkilenmiyor; aynı zamanda ciddi sağlık sorunları da çıkabiliyor. Bunlar arasında adet kanamalarının erken başlaması, kan yağlarında artış ve buna bağlı damar sorunları, aşırı yük altında kaldığı için kalp hızında artış ve buna bağlı kalp ve damar hastalıkları, karaciğer yağlanması, deride şekil ve biçim değişiklikleri ve bazı hastalıklar, bozulmuş glikoz metabolizması ve diyabet hastalığı, uykuda solunum durması sık görülen sonuçlar arasında yer alıyor.
Obez çocuk ve gençlerde iskeletin taşıdığı yükün artması nedeniyle gelişen kemik yapı ve duruş bozuklukları da sık gözleniyor. Benzer biçimde dış görünüşteki değişiklikler, akranlarıyla ve yakın çevresiyle ilişkileri de bozulan şişman çocuklarda ciddi psikiyatrik sorunla da gözlenebiliyor.
Çocukken başlayan obezitenin erişkinlik döneminde de koroner kalp hastalığı, hipertansiyon, hiperlipidemi, serebrovasküler hastalıklar, tip II diabetes mellitus, safra kesesi hastalıkları, gut, menstrüel anormallikler, bazı seks hormonu sensitif kanserler, osteoartrit, tromboflebit gibi yüksek sakatlık ve ölüm oranlarına sahip olan birçok kronik hastalığa yol açtığı biliniyor . Diğer yandan obezlerde hayat süresinin kısaldığı, ölüm hızının da yüksek olduğu belirtiliyor.

Önlenebilir bir sorun
Obezitenin tedavisinden önce bu duruma hiç yol açmamanın önemli olduğu biliniyor. Anne sütü ile beslenmenin yaşamın ilerki yaşlarında obeziteye karşı korunmayı sağlayabileceği gösterilmiş. 1998 ve 1999 yılında 39-42 aylık olan 32.200 iskoçyalı çocuğu içeren bir araştırmada obezite görülme oranının emzirilen çocuklarda belirgin olarak düşük bulunmuş. Bu ilişkinin çocukların ailelerinin sosyoekonomik durumları, doğum ağırlıkları ve cinsiyetleri gibi değişkenler için gerekli düzeltmeler yapıldıktan sonra da sürdüğü ortaya konulmuş.
Öte yandan uzmanlar çocukluk çağında obeziteye yol açan risk etmenlerine karşı alınacak önlemlerin çok önemli olduğunu belirtiyorlar. Bunlarla obezitenin önlenmesi yanında obezitenin yol açtığı olumsuzluklardan da korunmuş olunuyor. Bu da çocuk ve gencin ileride sağlıklı birer erişkin olmalarını sağlıyor.
Bu nedenle obeziteye yol açan risk etmenlerine karşı sigara karşıtı benzeri kampanyalar ve yasal önlemler uygulanması öneriliyor. Örneğin bazı İskandinav ülkelerinde çocuk televizyonlarında besin reklamları yasaklanmış durumda. Finlandiya'da da okullarda verilen ya da satılan yemeklerin kalori ve beslenme içeriğinin ilan edilmesi zorunlu kılınmış durumda. Diğer yandan okul programlarında obeziteye yönelik eğitimin yapılmasının obezitenin önlenmesinde yarar sağlayacağı belirtiliyor.

Tedavisi var
Obezitenin varlığı ortaya konulduğunda bir "hastalık" olarak kabul edilmesi gerektiği uzmanlarca belirtiliyor. Dolayısıyla erişkin yaşlarda devamının ve komplikasyonlarının önlenebilmesi için erken dönemde tedaviye başlanması gerektiği ileri sürülüyor.
Obezitenin önlemediği durumda da tedavi yollarının mevcut olduğunu uzmanlar belirtiyorlar. Obez çocuklar tedavi öncesi değerlendirilerek obezitenin genetik ve endokrin nedenlerinin gözden geçirilmesi gerekiyor. Özellikle boy kısalığı olan obezite olguları üzerinde dikkatle durulması gerektiği belirtiliyor.
Obezlerde tedavinin ana unsurunu kalori kısıtlaması ve egzersiz oluşturuyor. Dengeli ve az kalorili ancak bilinçli ve kontrol altında belirlenen bir diyetin uygulanması öneriliyor. Bu uygulamada normal kalori gereksiniminin %30-40 oranında azaltılması anlamına geliyor. Önerilen "perhiz" hiç bir zaman "tam açlık" anlamına gelmiyor. Hedeflenmesi gereken sarf edilenden daha az kalorinin alınması. Zayıflama sağlanırken alınan besinlerin içinde %25-30 oranında yağ, %50-55 oranında kompleks karbonhidrat ve %20-25 oranında protein olması gerekiyor. Hesaplanan toplam kaloriyi oluşturan besinlerin 5-8 öğüne bölünerek verilmesi öneriliyor. Diyet 5 yaş ve üstü çocuklarda güvenle uygulanabiliyor. Haftada 0.5 kg verilmesi yeterli görülüyor. Diyet ile yavaş bir biçimde kilo verilmesi, kilo kazanımı olmaksızın boy uzamasının sürdürülmesi, diyet, egzersiz ve yeme davranışlarının değiştirilmesi, ailenin tedavi sürecine katılımı ve obezitenin yinelemesinin önlenmesi gerekiyor.

Egzersiz
Yapılan araştırmalar diyet ve egzersiz birlikte uygulandığında yalnızca diyete göre daha fazla kilo kaybına yol açtığını gösteriyor. Özellikle uzun dönemde, verilen kilonun korunabilmesi için egzersiz vazgeçilmez bir unsur. Bu nedenle egzersiz kilo vermeye yönelik tüm programların vazgeçilmez bir parçası halinde. Egzersiz sırasında öncelikle kalori harcanıyor. Diğer yandan egzersizin kan basıncı, kan yağları ile kalp ve solunum sistemi üzerinde olumlu etkileri vardır. Egzersiz obez kişinin psikolojik durumunu da iyileştiriyor. Egzersiz sırasında yağlar yakılırken, kas dokusu çoğalıp kuvvetlenerek daha dinamik bir bedenin oluşmasını sağlıyor. Egzersizin haftada en az 3 kez, 30 dakika süresince "nabzı hızlandıracak" yani "ter atacak" şekilde yapılması öneriliyor. tedavi süresince egzersizin yoğunluğu ve süresinin yavaş yavaş artırılmasının uygun olacağı uzmanlarca belirtiliyor.

Davranış tedavisi
Çocuklara bu sürede psikiyatrik destek yanında davranış değişiklikleri yapacak yaklaşımlar da öneriliyor. Obez çocukların yeme alışkanlıklarının, günlük aktivitelerinin, düşünme biçimlerinin değiştirilmesi öneriliyor. Davranışsal yaklaşımların temelinde bireyin kendini disipline sokması yatıyor. Ancak burada aşırı bir zorlama olmaması öneriliyor.
Obez çocuklarda ilaç tedavisi gibi mide küçültülmesi(gastroplasti), besinin doğrudan barsaklara yönlendirilmesi (intestinal bypass) vb. cerrahi tedaviler önerilmiyor.

Obezite nasıl belirlenir?
Fazla yağ, genellikle deri altında ve diğer dokularda birikmektedir. yağ dokusu miktarının direkt olarak ölçülmesi teknik yönden oldukça güç olduğu için "Obezitenin Belirlenmesi" çeşitli yollarla yapılabilmektedir. Bunun için klinikte obezitenin belirlenmesinde vücut yağ miktarını indirekt olarak gösteren antropometrik ölçümler ve bunlara dayalı formüller tercih edilmektedir. En sik kullanılanlar deri kıvrım kalınlığı, ağırlık ve boy uzunluğuna dayalı oranlar ve bel/kalça oranlarıdır.
1. Deri Kıvrım Kalınlığı(DKK) Ölçümleri: Deri kıvrım kalınlığı vücuttaki yağ depolarından sadece derialtı yağ miktarı hakkında fikir verir.Bu amaçla en çok kol arka ve ön bölgeleri, kürek kemiği kıvrımı, kalça kıvrımı bölgelerinden ölçüm yapılır. Basit olduğu, fazla zaman ve ekipman gerektirmediği, travmatik olmadığı, yağ miktarını doğrudan belirleyen yöntemlerle yüksek derecede ilişki gösterdiği için, bu metot gerek klinikte gerekse saha araştırmalarında sık olarak kullanılmaktadır. Ancak son çalışmalar obezitede sadece vücut yağ miktarının değil, yağ dağılımının da değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir.
2.Ağırlık ve boy uzunluğuna dayalı oranlar: Vücut ağırlığının, yaşa göre normal kabul edilen değerin % 110-120 olması hafif obezite, % 120'sinin üzerinde olması ise belirgin obezite olarak değerlendirilir.
Ağırlık-Boy oranı: Aynı yaş ve cins için 50. persantile uyan ağırlık-boy indeksinin % 120'sinden fazla ağırlık/boy oranı olan çocuklar obez olarak kabul edilmektedir
Beden kitle indeksi(BKİ): BKİ vücut ağırlığı (kg), boyun (metre) karesine bölünerek hesaplanır.BKİ'nin normal değeri 20-25 kg/m2'dir, erkekler için 27.8, kadınlar için 27.3'ten fazla olması (85. persantil) obezite olarak değerlendirilir. Çocuklarda ise BKİ'nin yaş ve cinse göre geçerli standardın % 120'sinden fazla olması obezite olarak değerlendirilir
3. Bel-Kalça Oranı (BKO): Bel çevresinin kalça çevresine oranı üst gövdedeki yağ ile alt gövdedeki yağı karşılaştırmada faydalıdır. Bel çevresi hem karın içi hem de derialtı yağdan etkilenir ve karın içi yağ fazlalığı geniş bir bel çevresi ile kendini belli eder, bu yüzden BKO ile derialtı ve karın içi yağ depoları değerlendirilir. BKO küçük çocuklarda vücut yağ dağılımını yansıtmaz, adolesan dönemde ise vücut yağ dağılımının bir göstergesi olarak anlamlıdır. Yetişkinlerde BKO'nın erkeklerde 0.95, kadınlarda 0.80'in üzerinde olmasının kardiyovasküler hastalık riski, insülin rezistansı, yüksek kolesterol ve hipertansiyon ile ilişkili olduğu belirtilmektedir. Sonuç olarak, obezitenin değerlendirilmesinde en pratik yöntem olarak BKİ, BKO ve DKK'nın bir arada ölçülmesi ve ağırlık standartlarının kullanılması önerilmektedir. Bu ölçümler, sakat kalma ve ölüm oranlarına ilişkin veriler ile iyi uyum göstermektedir.

Obezite Tedavisi ilkeleri
-Obezite tedavisinde aşağıdaki özelliklerin akılda tutulması gerekir:
-Obezite hayat boyu süren ve tedavi edilmeyip sadece kontrol altına alınabilen bir hastalıktır.
-Enerji kısıtlaması olmaksızın obezite tedavisi düşünülemez.
-Ağırlık kaybı, yalnızca semptomların ortadan kaldırılmasıdır.
-Psikolojik bozukluklar ve sorunlar öncelikle tedavi edilmelidir.

Gündelik yaşantıda alınması gereken önlemler
Yapılması gerekenler:

-Ailenin ve çocuğun beslenme alışkanlıkları değiştirilmeli,
-Yemek yeme eylemine zaman ayrılmalı ve bu eylem hoş bir birliktelik anı ve paylaşım olanağı, giderek keyif olarak gerçekleştirilmeli,
-Yalnız çocuğun sevdiği besinler değil, yemesi gerekenler verilmeli
-Çocukların okulda ve kreşte ne yedikleri izlenmeli
-Ailenin ve çocuğun aktivitesi artırılmalı,
-Çocuklar harekete ve spora özendirilmeli ve cesaretlendirilmeli
Yapılmaması gerekenler:
-Yemek yeme eylemi hızlı ve ayakta atıştırma biçiminde ya da televizyon karşısında olmamalı
-Çocuğun her istediğini yemesi önlenmeli
-Hamburger, kızarmış patates, hazır kek, çikolata, kolalı içecekler yenilmesi engellenmeli,
-Çocukları karşısına tutup ağzına tıkma biçiminde yemek yedirilmemeli
-Çocukların günde 2 saatten fazla tv izlemesi, video oyunlarıyla oynaması ve bilgisayarla uğraşması engellenmeli

kaynak:istabip.org.tr

 

Uyarı: Bu sitede yer alan hiç bir bilgi,içerik,açıklama hekim tavsiyesi yerine geçmez.

 

     SMS MESAJLAR  

  Bayram Sms Mesajları

  Yeni Yıl Sms Mesajları

  Kandil Sms Mesajları

  Sevgililer Günü Sms

  Doğum Günü Sms

  Aşk Sevgi Sms

  Anneler Günü Sms

  Babalar Günü Sms

  Kutlama Sms

  Özür Sms

  Özlem Hasret Sms

  Ayrılık Sms

    

 RESİMLER

  Bebek Resimleri

  Manzara Resimleri

  Araba Resimleri

  Ünlülerin Resimleri

  Top Model Resimleri

  Çiçek Resimleri

  Boyama İçin Resimler

  Atatürk Resimleri

  Çizgi Resimler

    EĞLENCE & KOMİK

  Animasyonlar

  Komik Resimler

  Komik Videolar

  Komik Yazılar

  Komik Fıkralar

     BEBEK GELİŞİMİ

  Ay Ay Bebek Gelişimi

  Bebek Bakımı

  Bebeklerde Beslenme

  Bebek Boy Kilo Grafiği

  Çocuk Gelişimi

  Bulaşıcı Çocuk Hastalık

  Bebek İsimleri

   GEBELİK VE DOĞUM

  Ay Ay Gebelik Takibi

  Gebelikte Vücut Bakımı

  Vücuttaki Değişiklikler

  Gebelikte Beslenme

  Gebelikte Cinsellik

  Doğum Kontrolü

  3d Ultrason Görüntüleri

  4d Ultrason Görüntüleri

  Fetoskopy Görüntüleri

    BAYANLARA ÖZEL

  Güzellik& Estetik

  Yemek Tarifleri

  Kahve Falı

  Kalori Cetveli

  Pratik Bilgiler

  Pratik Mutfak Ölçüleri

  İdeal Kilonu Hesapla

    MSN EKLENTİLERİ

  Msn Hareketli İfadeler

  Msn Hareketli Harfler

  Msn Avatarları

  Msn Download

 

 

  Web Stats  

  Kültür ve Sanat

 
Copyright ©2006 Bilgikutum  Tüm Hakları Bilgikutum'a aittir.