- Çocuk Felci
- Difteri, Boğmaca, Tetanoz
- Kabakulak
- Kızamık
- Kızamıkçık
- Kızıl
- Suçiçeği
- Verem (Tüberkuloz)
Çocuk Felci
Çocuk felci hastalığının nedeni,polio virüsü denilen bir mikroptur.
Çevre koşularının kötü olduğu yerlerde suların,besinlerin mikroplu dışkı
ile kirlenmesi ve kalabalık ortamlarda havaya yayılan mikropların
solunmasıyla bulaşır. Hastalığa yakalanan çocuklarda hafif ateş,baş
ağrısı,kas ağrıları,bulantı -kusma gibi her hastalıkta görülebilecek
ortak bulgular mevcuttur. Bazı çocuklarda hastalık bu bulgularla sınırlı
kalırken , bazılarında ise ,kalıcı felçler meydana gelmektedir. Felçler
çok tipik olarak yumuşaktır. Yani kaslar sert ve kasılmış durumda
değildir. Felçler genel olarak, çocuğun kendini ayağa kaldırmasında ve
yürümesinde güçlük şeklinde ilk bulgularını verir. Çoğu hastada felç
olan bacak ya da kolda duyu kaybı yoktur. İğne batırıldığında bunu
hissederler. Bir yaşından büyük yaş grubundaki hassas çocuklar ve
yetişkinler mikrobu kaptıklarında felç gelişmesi açısından daha büyük
risk altındadırlar. Felç gelişen hastalarda ölüm oranı %2 ile % 20
arasında değişmekte ancak ,beyindeki solunum merkezinin etkilenmesiyle
bu oran % 40'a kadar çıkabilmektedir.
Çocuk felci hastalığının çiçek hastalığında olduğu gibi ülkemizde ve
tüm dünyada kökünün kazınması için yoğun çalışmalar yapılmaktadır. Bazı
ülkeler bunu başarmıştır ama ne yazık ki Türkiye'nin de aralarında
bulunduğu birçok ülke için çocuk felci büyük bir sorun olmaya devam
etmektedir. Tedavisi bulunmayan ,kalıcı sakatlıklar ve ölümlere neden
olan bu hastalığın kökünün kazınması , ancak aşılanma ile mümkündür. Hem
bu açıdan hem de virüsün çevremizde yaygın olarak bulunması nedeniyle
çocuk felci aşılamasının önemi oldukça artmaktadır.
Çocuk felci aşıları
Günümüzde çocuk felci hastalığına karşı kullanılan iki farklı aşı
vardır. İnaktive çocuk felci aşısı (enjeksiyon şeklinde uygulanır ) ve
oral çocuk felci aşısı (ağızdan damla şeklinde verilir. ) inaktive çocuk
felci aşısı ölü aşıdır. Son derece güvenli ve etkin olması en önemli
özelliğidir. Yaşamın ikinci ayından başlayarak 1- 2 ay arayla toplam 3
doz enjeksiyon şeklinde uygulanır. Bebek 18 aylık olduğunda bir
hatırlatma dozu daha yapılmalıdır.
Pasteur Merieux Connaught tarafından geliştirilen beşli aşı
içerisinde difteri,tetanos,boğmaca ve hib aşıları birlikte
bulunmaktadır. Başta sanayileşmiş ülkeler olmak üzere bir çok ülkede
yaygın olarak kullanılmaktadır. Çocuk felcine karşı bireysel korunmanın
sağlanmasında vazgeçilmez bir aşıdır. Oral çocuk felci aşısı ağızdan
damla şeklinde verilerek uygulanmaktadır. Oldukça etkin bir aşı olmakla
birlikte aşının verilmesi sırasında çocuğun kusması ya da tükürmesi gibi
durumlardan olumsuz etkilenebilmektedir. Aşı uygulanması esnasında
ishali olan bebeklere bir ay sonra bir doz aşının daha uygulanması
tavsiye edilmektedir. Çocuk felcine karşı toplumsal korunmanın
sağlanmasında önemi vardır.
İnaktive ve oral çocuk felci aşılarının birlikte kullanımı Yapılan
çalışmalar,bu hastalığa karşı en iyi korunmanın inaktive ve oral çocuk
felci aşılarının ardışık kullanılması ile sağlanabileceğini
göstermektedir. Ardışık kullanım önce inaktive ,ardından oral olmak
üzere çocuğa farklı zamanlarda her iki aşının da verilmesi prensibine
dayanır. Birçok ülkede tercih edilen bu uygulama ;aşılamaya 2,4,6 ya da
2,3,4. Aylarda beşli aşı ile başlanan çocuklara 18. Aydaki hatırlatıcı
dozun ağızdan oral aşı şeklinde verilmesi ile gerçekleştirilmektedir.
İnaktive ve oral çocuk felci aşılarını ardışık kullanmanın sağladığı en
büyük avantaj ,inaktive aşı ile önce bireysel korunmanın sağlanması,daha
sonra oral aşı ile toplumsal korunmanın sağlanmasıdır. Böylece çocuk
felci hastalığına karşı hem bireyde hem de toplumda çok güçlü ve kalıcı
bir bağışıklama sağlanması mümkün olur. Çocuk felci aşılarının her iki
çeşidi de ,difteri,tetanos,boğmaca ve diğer çocukluk aşıları ile
birlikte ve aynı gün uygulanabilir. Aşı uygulanmasından sonra annelerin
bebeklerini emzirmesinde herhangi bir sakınca yoktur. Aşıdan hemen sonra
dahi bebeğe mama,süt ve diğer besinler verilebilir,herhangi bir süre
kısıtlaması yoktur.
Difteri, Boğmaca, Tetanoz
Çocukluk döneminin ağır ve ciddi hastalıklarından olan
difteri,boğmaca ve tetanos hastalıkları yapılan geniş aşılama
çalışmaları ile önemli derecede ortadan kaldırılmış olmakla birlikte
maalesef tüm çabalara rağmen bu hastalıkların kökü kazınamamıştır. Bu üç
hastalık artık ender olarak görülse de hastalığın ciddiyeti, olumsuz
sonuçları ve ölümlere yol açması bu hastalıklara karşı aşılamanın
önemini açıklamaktadır.
Difteri
Difteri,salya ve tükürük gibi salyalarla temas edilmesi veya bu
mikropla kirlenmiş maddelerin (oyuncak vb. ) ağıza götürülmesiyle ve
solunum yoluyla bulaşmaktadır. Difteri mikrobu çok güçlü bir zehir
salgılayarak burunda ve boğazda solunumu engelleyici bir enfeksiyona,
kalp yetmezliğine, sinir sisteminde hasarlara neden olabilir. Hastalanan
her on kişiden birisi maalesef her türlü tedaviye rağmen hayatını
kaybetmektedir.
Boğmaca
Boğmaca tüm yaşlarda ve hatta erişkinlerde bile ortaya
çıkabilen,nefes almayı engelleyecek biçimde öksürük nöbetlerine neden
olan bir hastalıktır. Bu öksürük nöbetleri 6-12 hafta arasında sürmekte
ve bu nöbetlerin ardından birçok çocukta kilo kayıplarına bile neden
olabilen kusmalar görülmektedir. Ayrıca, boğmaca 1 yaş altındaki
çocuklarda daha sık olmak üzere zatürreeye,beyin ve göz içi kanamalarına
ve ölümlere neden olabilmektedir.
Tetanoz
Tetanos mikrobu, genellikle toprakta yaşayan, vücuda çok küçük yara
ve kesiklerden dahi girebilen bir mikroptur. Mikrop salgıladığı "tetanos
zehri" ile omuriliğe ve sinir sistemine zarar vermekte ve gelişmiş tüm
tedavi olanaklarına rağmen hala 10 hastadan 6'sının ölümüne yol
açmaktadır. Oksijensiz ortamda yaşayan bu mikrop paslı çivi, bıçak gibi
maddelerin yanı sıra cam kesiği, hayvan pisliği ve açık yaraların
toprakla temas etmesi ve sonucunda insanlara bulaşmaktadır.
Tetanoz hastalığı en sık yaşamın birinci ayının bitiminden önce
görülmekte ve "yeni doğan tetanosu" adını almaktadır. Yeni doğan
bebekler, tetanos mikrobuyla ya sağlıksız şartlardaki doğum esnasında
yada doğum sonrası göbek bağının steril olmayan koşullarda yapılması
nedeniyle karşılaşmaktadır. Doğum sonrasında göbek kordonunun mikropla
temas etmiş bıçak, jilet ve hatta cam ile kesilmesi sonucunda bebeğe
bulaşmakta ve kana karışan mikroplar yoluyla hastalık ortaya
çıkmaktadır. Bu bebeklerin hemen hepsi her türlü tedaviye rağmen daha
yaşamın ilk günlerinde ölmektedirler.
Tetanoz hastalığının bebeklerdeki en önemli üç belirtisi; emme
güçlüğü kasılmalar ve teskin edilemeyen ağlamadır. Bebekleri yeni doğan
tetanosundan korumak için, anne adaylarının gebeliklerinin 3. Ayından
itibaren mutlaka tetanos aşısı olmaları gerekmektedir . Tetanos
aşısı hem anneyi hem de bebeği koruyacağı gibi ne anne nede doğacak
bebeğine karşı zararlı bir etkisi olmaz. İster hastanede, ister farklı
bir ortam ve koşulda doğum yapılacak olsun tüm anne adaylarının
aşılanması gereklidir. Bu uygulama devletimizin sağlık politikasıdır.
Difteri,boğmaca ve tetanoz aşısı (3'lü karma aşı) Karma
aşılar,çocukları difteri,boğmaca ve tetanoz hastalıklarına karşı korumak
için uygulanmaktadır. Yeni doğan bir bebek ,yaşamını ikinci ayından
itibaren 1-2 ay arayla 3 kez aşılanmalı ve ardından 18. Ayda bir
hatırlatma dozu yapılmalıdır. İlkokul 1. Sınıfında ise boğmaca
çıkarılarak,sadece difteri-tetanos karma aşısı yapılmalıdır. (bu dönemde
ayrıca verem,çocuk felci ve kızamık-kızamıkçık-kabakulak aşıları
uygulanmalıdır. ) gelişen bilim ve teknoloji,çok sayıda hastalığa karşı
tek enjeksiyon ile koruma sağlamaya yönelik yeni aşıları geliştirme
çabasındadır. Günümüzde difteri,boğmaca ve tetanos aşılarına çocuk felci
ve hib menenjit aşısı eklenerek oluşturulan beşli aşı pasteur merieux
connaught tarafından geliştirilerek kullanıma sunulmuştur. Dünyanın ilk
beşli aşısı olan bu aşı ilerdeki bölümlerimizde ayrıntılı olarak
anlatılmıştır. Aşı kola ya da bacağın ön kısmına adale içi yolla ya da
cilt altına uygulanmaktadır.

Kabakulak
Kabakulak,damlacık enfeksiyonu ile insandan insana bulaşmakta ve
ateş,baş ağrısı,kulak ağrısı şeklinde belirtiler veren ve kulak memesi
hizasında yanaklarda tek veya çift taraflı şişliğe neden olan tükürük
bezlerinin iltihabıdır. Hastalık yapan kabakulak virüsü,vücuda girdikten
sonra kan yoluyla yayılmakta ve ayrıca pankreasın iltihaplanmasına
,beyin ve omuriliği saran zarların iltihaplanmasına (menenjit) ,erkek ve
kadınlarda yumurtalıkları iltihaplanmalarına da neden olabilmekte ve
sağırlık,kısırlık gibi kalıcı hasarlara yol açabilmektedir.
Kabakulak Aşısı
Hastalık yapan bu üç virüsün zayıflatılması ve hastalık yapıcı
etkilerinin ortadan kaldırılması yoluyla geliştirilen üçlü
kızamık,kızamıkçık ve kabakulak karma aşısı,yıllardır tüm dünyada
güvenle kullanılmaktadır.
Bebekler anne karnındayken annenin bu hastalıklara karşı oluşturduğu
bağışıklık cisimciklerini ( antikorlar) almakta ve bu şekilde yaşamın
ilk aylarında doğal olarak korunmaktadırlar. Ancak,anneden geçen bu
antikorların yavaş yavaş ortadan kalkması nedeniyle bebekler 9. Aydan
itibaren korunmasız olarak kalabilmektedir. Bu nedenle tüm bebeklerin 9.
Aydan itibaren mutlaka bir doz kızamık aşısı almaları gerekmektedir.
Kızamık,kızamıkçık ve kabakulak karma aşısı,eğer bebeğe 9. Ayda kızamık
aşısı yapılmadıysa 12. Aydan itibaren uygulanmalıdır. Fakat 9. Ayda
kızamık aşısı uygulanmışsa kızamık,kızamıkçık ve kabakulak karma
aşısının yapılma zamanı 15. Ay olmalıdır. Kızamık. Kızamıkçık ve
kabakulak karma aşısı olan bebeklerde ,nadiren aşıdan 5 ile 12 gün sonra
hafif ateş ve bazı hafif deri döküntüleri olabilmekte ve bu belirtiler
tedaviye gerek kalmadan 1-2 günde kendiliğinden iyileşmektedir. Bu
bebeklere doktor tavsiyesiyle bir iki gün süreyle ateş düşürücü şurup ya
da fitil verilebilir . Kızamık. Kızamıkçık ve kabakulak karma aşısı ,bu
hastalıklardan herhangi birini geçirmemiş erişkinlere de uygulanabilir.
Aşı yapılacak kişinin örneğin önceden kabakulak geçirmiş olması,bu üçlü
karma aşının yapılmasını engelleyici bir neden değildir. Sadece
hamilelere uygulanmaması gerekir.

Kızamık
Çok bulaşıcı bir akut virüs enfeksiyonudur; özel bir tedavisi yoktur,
rahatsızlık veren belirtileri gidermeye yönelik ilaçlar kullanılır.
Nedenleri
Kızamığın etkeni olan virüs, hastaların burun ve yutak salgılarıyla
çıkan damlacıklarda bulunur; ağız ya da burundan üst solunum yollanna ya
da dolaylı olarak konjunktiva mukozasına girer. Vücuda girdiği yerde
üreyerek düşük miktarda bütün vücuda yayılır ve lenf dokusu hücrelerinde
üremeyi sürdürür.Daha sonra ikinci kez, çok daha uzun süreli ve kitlesel
olarak kana yayılır; bu döneme ilişkin ilk belirtiler virüsün
bulaşmasmdan yaklaşık 9-10 gün sonra ortaya çıkar. Hastalık bu aşamadan
sonra, 14-15'inci güne değin çok bulaşıcıdır. Virüsün vücuda girmesinden
yaklaşık 14 gün sonra döküntülerin başlamasıyla virüsün üremesi azalır;
16. günden sonra genellikle kanda virüse rastlanmaz. Yalnız idrarda
bulunan virüs bu ortamda varlığını günlerce sürdürür. Döküntüler kanda
hastalığa özgü antikorların belirmesi ve hastanın iyileşmeye
başlamasıyla aynı dönemde görülür; kızarıklıkların pul pul dökülmeye
başlamasıyla bulaşıcılık dönemi bütünüyle sona erer.
Bulaşma
Kızamığın derideki belirtileri yaygın döküntülerdir. Kızamık tüm
dünyada yaygın olarak rastlanan döküntülü bir hastalıktır. Etkeni, çok
küçük ve vücudun dışındaki kimyasal ve fiziksel etkenlere karşı çok az
direnci olan bir virüstür. Hastadan sağlıklı kişilere üst solunum
yolları yoluyla ve özellikle konuşurken ve öksürürken çıkan tükürük
damlacıkları aracılığıyla kolayca bulaşır. Bulaşmanın bu kadar kolay
oluşu nedeniyle kızamık genellikle ilkbahar ve sonbahar aylarında küçük
salgınlar halinde görülür. Kızamık salgınında hastalığa önce çocuklar
yakalanır; erişkinlerin büyük bir bölümü ile üç aylıktan küçük bebekler
salgını, hastalığa yakalanmadan atlatabilir. îlk bakışta tuhaf görünen
bu olay kolayca açıklanabilir. Vücut ilk kez virüsle karşılaştığında
hastalığa yakalanır ve virüse özgü antikor üretmeye başlar. Kandaki bu
antikorlar virüsle yeniden karşılaştığında, virüsü etkisizleştirir;
böylece hastalığa karşı direnç geliştirilmiş olur. Süt çocukları anne
karnındaki yaşamlarında bu antikorları annelerinden aldıklarından,
erişkinlerin büyük bir bölümü de çocukluk çağında hastalığa
tutulduklarından salgından etkilenmezler. Hastalığın ileri derecede
bulaşıcı olması nedeniyle 2-4 yılda bir kızamık salgınları ortaya çıkar.
Bir toplulukta salgın görüldüğünde, bağışıklığı olmayan bütün bireyler
hastalanır ve bağışıklık kazanır; bu nedenle, hastalığa yakalanacak yeni
bireylerin ortaya çıkması için belli bir süre geçmesi gerekir.
Hastalığın Belirtileri
Kızamıkta sıklıkla belirgin olarak birbirinden ayrılabilen dört dönem
gözlenir: Kuluçka dönemi, döküntü öncesi dönem (prodrom dönemi),
döküntülü dönem ve iyileşme dönemi. Bulaşma kuluçka döneminde anında
başlar, virüs 8-12 gün boyunca vücutta belirti vermeden ürer. Normal
olarak 10. günde döküntü öncesi dönem başlar, ateş hızla yükselir ve
ağızda yanağın içinde, azıdişleri hizasında kırmızı bir alanla çevrili
küçük beyaz lekeler belirir; bu lekeler ilk tanımlayan hekimin adıyla
anılır (Koplik lekeleri). 2-3 günden fazla sürmeyen bu dönemde çocuk
isteksiz, yorgun ve uykuludur; iştahı azalmıştır, aksırır, hırıltılı,
inatçı ve kuru bir öksürüğü vardır; sulanan ve kızaran gözleri güçlü
ışıktan rahatsız olduğundan ışıklı ortamlar dan uzak durur. Bu aşamada
kızamığa henüz tam konmamış olsa da son derece bulaşıcıdır ve çocuğun
enfeksiyonu aile bireylerine yayma olasılığı yüksektir. Ateşin geçici
olarak azalmasıyla döküntülü dönem başlar. Döküntüler başlangıçta düz,
sınırları belirgin pembe renkli küçük lekeler biçimindedir; daha sonra
hafifçe kabarır, büyür, sayılan artar ve giderek koyulaşıp kırmızılaşır.
Döküntüler çıkarken ateş yemden yükselir ve çocuğun genel durumu
kötüleşir. Sürekli yatmak ister ve çok yorgundur, gözleri kolayca
sulanır, aksırıklar yerini gerçek bir soğuk algınlığına bırakır, öksürük
hala hırıltılı ve çok rahatsız edicidir, özellikle küçük çocuklarda
ishal görülür. Döküntülerin ortaya çıkmasından üç ya da dört gün sonra,
ateş hızla düşer; kırıklık hali, öksürük ve soğuk algınlığı kaybolur,
çocuk rahatlamış görünür. Döküntüler de ilk ortaya çıktığı bölgelerden
başlayarak hızla solar. Kızarıklıkların pullanarak dökülme döneminin
ardından çocuğun tümüyle iyileştiği söylenebilir. Döküntüler hiçbir iz
bırakmadan hızla kaybolur; özellikle yüz ve boyun çevresindeki deri pul
pul dökülür. Ne var ki, hastalığın bu son evresi her zaman fark edilmez,
özellikle hastalığın hafif geçtiği olgularda hiç görülmez.
Görülebilecek Komplikasyonlar
Tüm olguların yaklaşık yüzde 6'sında komplikasyonlar görülür; iki
yaşına kadar ve erişkinlerde bu oran daha yüksek olabilir.
En sık rastlananlar solunum sistemi komplikasyonlandır; döküntülerin
ortaya çıkmasından önceki dönemde ve döküntülü dönemde başlayan ve
olguların büyük bir bölümünde kızamık virüsünün doğrudan etken olduğu
bronşakciğer iltihapları (bronkopnömoni) ile genellikle bakteri kökenli
enfeksiyonlara bağlı olarak iyileşme döneminde görülen bronş akciğer
iltihaplan ayırt edilmelidir. îlki özellikle küçük çocuklarda çok ağır
geçer ve virüs kökenli olduğundan antibiyotik tedavisiyle tedavi
edilmez. Geç dönemde görülen bakteri kökenli bronş-akciğer
iltihaplarında, ateş, irinli ve balgamlı öksürük ile solunum güçlüğü
görülür. Bu tablo, antibiyotiklerle tedavi edilebildiğinden pek
tehlikeli sayılmaz. Bir başka solunum sistemi komplikasyonu da üç
yaşından küçük çocuklarda görülen ve solunum güçlüğüne neden olan
gırtlak iltihabıdır (larenJit). Geçmişte çok sık görülen irinli kulak
iltihabı (otit) antibiyotik tedavisinin uygulanmasından sonra giderek
azalmıştır; virüs kökenli iltihabın yerleştiği ortakulak mukozasında
bakterilerin üremesiyle oluşur. Kızamık komplikasyonlanndan en tehlikeli
olanı son yıllarda daha sık görünen beyin iltihabıdır (ensefalit). Bin
olgudan birinde görülen beyin iltihabı sıklıkla 2-9 yaş arasında ortaya
çıkar. iyileşme döneminde ateşin yeniden yükselmesiyle başlar, havale
nöbetleri ve koma görülür. Ender rastlanan bazı olgularda çok erken
dönemde, döküntüler ortaya çıkmadan önce de başlayabilir. Klinik
belirtiler genellikle çok değişken ve ağırdır. Çocuğun 1-2 gün içinde
ölmesine yol açan biçimleri de vardır.
Tanı
Döküntü ortaya çıkmadan önce kızamık tanışı koymak, hastalığın
bulaşıcı olup olmadığı da bilinmiyorsa, çok güçtür, îlk belirtiler
(ateş, soğuk algınlığı, öksürük vb) kesinlikle hastalığa özgü değildir
ve grip gibi üst solunum yolları enfeksiyonlannda da görülür. Erken
dönemde görülen Koplik lekeleri tanı açısından büyük önem taşır.
Kızamığa özgü döküntüler gerek özellikleri, gerek ortaya çıkış biçimi
(kulakların arkasından başlayıp yüze ve vücuda yayılması) açısından
tanıyı kolaylaştırır. Gene de döküntünün yukarıda betimlenenden farklı
olabileceği de unutulmamalıdır; lekeler kimi zaman çok küçük ve soluk,
kimi zaman da büyüktür ve içi sıvı dolu küçük keseciklerle kaplıdır.
Kimi zaman döküntülerin altındaki kılcal damarlar çatlar ve kanamaya
benzer bir görünüm ortaya çıkarsa da çok önemli değildir. Döküntülerin
görünümü hastalığın gidişini hiçbir zaman etkilemez. Koplik lekeleri
başka hiçbir hastalıkta görülmediğinden, kızamağın erken dönemde,
özellikle bulaşıcılığın en yüksek olduğu dönemde tanınmasını sağlar.
Tedavi
Kızamık virüsünü yok eden özel bir ilaç olmadığından belirtileri
hafifletmeye yönelik tedavi uygulanır. Konjunktivit için gözler ılık
borik asitle yıkanır ve gözkapakları özenle temizlenir. Soğuk algınlığı
sırasında günde birkaç kez burna damar büzücü damla damlatılırsa çocuk
daha kolay soluk alıp verebilir, îshal başlasa da özel bir tedavi
gerekmez, çocuğa bir iki gün sıvı besinler verilir. Yalnızca solunum
sistemi belirtilerinin ağır olduğu az sayıdaki olguda, antibiyotik
tedavisi gerekir.
Hasta evinde uygun koşullar sağlandığında rahatlıkla tedavi
edilebilir ve komplikasyonlardan korunur. Beslenme ve ortam özellikle
önemlidir. Küçük hasta en az on gün yalnız kalacağından, özellikle
nezleli ve dökün-tülü dönemlerde odasmın rahat ve konforlu olması, iyi
havalanması, ama hava akımının olmaması, oda sıcaklı-ğının 20°C kadar
olması ve odanın aşırı aydınlatılmamış olması gerekir. Bu arada hastanın
yalıtılmasının da (karantinaya alınmasınm) tartışmalı olduğunu belirtmek
gerekir. Çünkü hastalığın en bulaşıcı olduğu aşama, henüz tanı
konulamayan döküntü öncesi dönemdir.
Hastalık sırasında sıvı ya da yarı sıvı, kolay sindirilen, sebze
çorbası, sütte ezilmiş bisküvi, taze meyve suyu (özellikle şekerli
limonata ve portakal suyu) gibi besinler verilmelidir. Özellikle iştahın
az, ateşin yüksek olduğu döküntülü evrede çocuk yemek için
zorlanmamalıdır.
Korunma
Günümüzde en etkili korunma yöntemi kızamık virüsüne özgü insan gamma
globülinidir.Salgınlarda ve çocuğun sağlığının başka hastalıklar
nedeniyle kötü olduğu dönemlerde korunmaya önem verilmelidir.
Gammagiobülin, bulaşmadan önce uygulandığında, kızamığı etkili bir
biçimde önler; geç uygulandığında etkisizdir, yalnızca belirtileri
hafifletir. Kızamık çocuklarda erişkinlere göre daha ağır geçtiğinden en
iyi önlem gammagiobülin kullanılarak hastalığın hafif geçmesinİ
sağlamaktır. tki ya da üç yaşından küçük çocuklar dışındaki bireylerde
bulaşmayı önlemektense koruyucu önlemlereağırlık vermek önerilir.
Hastalığı geçiren çocuğun vücudunda kızamık virüsüne özgü antikorlar
üretildiğinden yaşam boyu bağışıklık kazanılır. Kızamık aşısı da korunma
sağlayabilir; bu amaçla tavuğun embriyon hücrele-rinden elde edilen ve
etkinliği azaltılmış bir kızamık virüsü türü kullanılır. Aşı, tek dozda
derialtına şırınga edilir. Bebeklere dokuz aydan başlayarak kızamık
aşısı yapılabilir. Bu durumda yüzde 95 koruma sağlanır. Bir yaşında
yapılan aşılarda ise, koruma oranı yüzde 99'dur. Salgın durumlarında
altı aylık bebekler de aşılanabilir. Ama aşının sonradan yinelenmesi
gerekir. Aşıdan sonra çocuk çok hafif bir enfeksiyon geçirebilir, ve
kalıcı bağışıklık kazanır.
Kızamıkçık
Kızamıkçık,damlacık enfeksiyonu yoluyla insandan insana bulaşan ve
ateş,boğaz ağrısı ve vücutta bir kaç gün süren deri döküntülerine neden
olabilen bir hastalıktır. Hastalık yuva,kreş ve okul gibi kalabalık
ortamlarda çok kısa sürede bulaşabilmekte ve çocuklarda genellikle hafif
geçirilmektedir. Hastalık ergenlik çağında ve erişkinlerde daha ağır
seyretmektedir. Birçok genç erişkinde ve büyükte kızamıkçık enfeksiyonu
sırasında büyük eklemlerde ağrı ve kızarıklıkla seyreden eklem
iltihapları görülür. Eklem sorunları kısa sürede geçer ancak nadiren
kronikleştiği de olur.
Kızamıkçığın en önemli ve ciddi tablosu hamile bayanların kızamıkçığa
yakalanması sonucunda ortaya çıkmaktadır. Hamileliğin erken dönemlerinde
kızamıkçığa yakalanılırsa bebekte körlük,sağırlık,beyin gelişimi
bozuklukları ve zeka geriliği ,kalp bozuklukları,hatta düşükler ve ölü
doğumlar görülebilir. Bu nedenle tüm kadınların hamile kalmadan önce bir
kan testi ile kızamıkçık geçirip geçirmediğinin tespit edilmesi
gerekmektedir. Eğer hastalık daha önce geçirilmediyse tüm bayanların
kızamıkçık aşısı ile aşılanmaları ve 3 ay süreyle hamile kalmamaları
tavsiye edilmektedir. Aşılanan kişilerin %98'i bu hastalığa karşı yaşam
boyu korunmaktadırlar.
Kızamıkçık Aşısı
Hastalık yapan bu üç virüsün zayıflatılması ve hastalık yapıcı
etkilerinin ortadan kaldırılması yoluyla geliştirilen üçlü
kızamık,kızamıkçık ve kabakulak karma aşısı,yıllardır tüm dünyada
güvenle kullanılmaktadır.
Bebekler anne karnındayken annenin bu hastalıklara karşı oluşturduğu
bağışıklık cisimciklerini ( antikorlar) almakta ve bu şekilde yaşamın
ilk aylarında doğal olarak korunmaktadırlar. Ancak,anneden geçen bu
antikorların yavaş yavaş ortadan kalkması nedeniyle bebekler 9. Aydan
itibaren korunmasız olarak kalabilmektedir. Bu nedenle tüm bebeklerin 9.
Aydan itibaren mutlaka bir doz kızamık aşısı almaları gerekmektedir.
Kızamık,kızamıkçık ve kabakulak karma aşısı,eğer bebeğe 9. Ayda kızamık
aşısı yapılmadıysa 12. Aydan itibaren uygulanmalıdır. Fakat 9. Ayda
kızamık aşısı uygulanmışsa kızamık,kızamıkçık ve kabakulak karma
aşısının yapılma zamanı 15. Ay olmalıdır. Kızamık. Kızamıkçık ve
kabakulak karma aşısı olan bebeklerde ,nadiren aşıdan 5 ile 12 gün sonra
hafif ateş ve bazı hafif deri döküntüleri olabilmekte ve bu belirtiler
tedaviye gerek kalmadan 1-2 günde kendiliğinden iyileşmektedir. Bu
bebeklere doktor tavsiyesiyle bir iki gün süreyle ateş düşürücü şurup ya
da fitil verilebilir . Kızamık. Kızamıkçık ve kabakulak karma aşısı ,bu
hastalıklardan herhangi birini geçirmemiş erişkinlere de uygulanabilir.
Aşı yapılacak kişinin örneğin önceden kabakulak geçirmiş olması,bu üçlü
karma aşının yapılmasını engelleyici bir neden değildir. Sadece
hamilelere uygulanmaması gerekir.
Kızıl
Kızıl, çocuğun bütün derisinde özgün bir kırmızımsı-pembe döküntü
oluşturan, oldukça yaygın bir çocukluk hastalığıdır. Boğaz ağrısına da
yol açan streptokok bakterilerinden yol açtığı kızıl, kolayca tedavi
edilen bir hastalıktır.
Nedenleri,Görülme sıklığı,Risk faktörleri
Kızıla yol açan bakteri, aynı zamanda bademcik iltihabına ve birçok
boğaz ağrısına da yol açan streptokoklar grubundandır. Kızıl
hastalığından sorumlu olan streptokok türü boğaz ve bademciklere
yayılarak, çoğalır. Bakteriler çoğalmaları sırasında toksin üretirler ve
bu toksin biriktikçe, kan dolaşımı aracılığıyla bütün bedeni etkilemeye
başlar. Bakteriler öksürük ve hapşırmayla, ayrıca enfeksiyonu taşıyan
insanlarla temasla bulaşabilir. Bedene girmelerinden sonra, kuluçka
dönemi altı gün kadar sürer.
Belirtiler
En kötü biçimiyle kızıl, çocuğun ateşinin apansız çok fazla
yükselmesiyle başlar; ayrıca çocuk kızarır, boğazı ağrır, bademcikleri
şişerek kızarır ve beyaz bir zarla kaplanır. İkinci gün, yüzü kırmızı
bir renk alır ve döküntü bedenin her yerine yayılır. Kabarık lekeler,
deriye benekli bir görünüm verir.
Başlangıçta dil beyaz ve kaba tüylü bir görünümdedir; hastalık
ilerledikçe kırmızı lekelerle kaplanmaya başlar ve kızıl hastalığının
niteleyici görünümü olan “çilek dil” görünümünü alır. Çocuk kendini son
derece kötü ve bitkin hisseder, iştahı son derece azalır. Ama döküntü
soldukça, kendini daha iyi hissetmeye başlar. Derisi ve dili normale
dönmeden önce, altı hafta kadar soyulur; bununla birlikte hastalığının
başladığı günden bir hafta ya da on gün sonra iyileşir.
Tedavi
Tedavide genellikle streptokokları öldüren penisilin kullanılır.
Hastalığın hafif geçtiği çocuklarda bile mikropların üreme şansı
kalmaması ve çocuğun enfeksiyonu başkalarına bulaştırmaması için, birkaç
gün süreyle penisilin tedavisi uygulanır. Hasta çocuk yatak dinlenmesine
alınır; ateşi yüksekse, düşürmek için bedenin günde birkaç kez ılık suya
batırılmış süngerle silinmesi gerekir. Terleme yoluyla yitirdikleri
beden sıvılarını karşılamak ve su yitimine uğramalarını önlemek için bol
sıvı içirilmelidir. Sulandırılmış meyve suları içtiği sürece,
iştahsızlığı karşısında herhangi bir kaygıya kapılmaya neden yoktur.
Komplikasyonlar/Riskler
Kızıl genellikle, normal evrimini tamamlayarak hiçbir soruna yol
açmadan kısa sürede iyileşir. Tedaviye hemen başlanılmaması, yani
streptokokların çoğalarak yayılmalarına olanak verilmesi durumunda,
ortaya çıkabilecek ikinci enfeksiyonlar arasında ortakulak iltihabı, bir
çeşit böbrek iltihabı ve romatizma sayılabilir. Romatizma ve böbrek
iltihabı ciddi hastalıklardır.

Suçiçeği
Su çiçeği döküntü ile karakterize,ciltte kalıcı sorunlar yaratan ve
izler bırakan bulaşıcı viral bir hastalıktır.
Su çiçeği genellikle hafif seyirli bir hastalık olmakla birlikte hem
erişkinler hem de çocuklarda aşağıdaki komplikasyonlara yol açabilir :
Ciltte bozukluk ve izlere yol açan süperenfeksiyonlar ( Özellikle
yüzde oluştuğunda rahatsız edici olan kalıcı bozukluk ve izler).Hastanede tedavi gerektiren zatürre, ensefalit. Bazı vakalarda ölümler.
Su Çiçeği nasıl bulaşır?
İnsandan insana soluma, öksürme ve hapşırma yoluyla. Su çiçeği
döküntüleri çok bulaşıcı olduğu için hastayla doğrudan temas yoluyla.Çocukların kreş, okul, vb. toplu bulundukları ortamlarda bulaşma çok
hızlıdır.
Su çiçeği ne zaman bulaşır?
Döküntülerin ortaya çıkışından 2 gün önce ve 4-5 gün sonrasına kadar
hastalık bulaşıcı durumdadır. Döküntülerin görülmesinden 2 gün öncesine
kadar karakteristik klinik belirtiler görülmediğinden su çiçeğinin
bulaşması kolay ve sinsi bir süreç izler.
Su çiçeğinin belirtileri nelerdir?
Su çiçeği belirtileri, hasta ile temastan 14 ile 16 gün sonra ortaya
çıkmaya başlar. Döküntüden 1-2 gün önce baş ağrısı, ateş, karın ağrısı
ve halsizlik görülür. Kızarıklıklar kafa derisi, yüz ve gövdenin üst
kısımlarından başlayıp daha sonra kol ve bacaklara yayılır.
Su çiçeğine karşı korunmanın yolu nedir?
Su çiçeğinden korunmanın yolu su çiçeği aşısı olmaktır.Aşılama,
çocuk ya da erişkinlerin bu hastalığa karşı korunmasında son derece
etkin ve güvenilir bir yoldur. Su çiçeği aşısı hakkında bilinmesi
gerekenler:
Su çiçeği aşısı, etkin bir bağışıklık ve aşılanmış kişilere uzun
süreli koruma sağlamaktadır. Güvenilir ve iyi tolere edildiği
kanıtlanmış olan bu aşı 12 aylıktan başlamak üzere her yaştaki insana
uygulanabilir.
Aşılanmanın avantajları nelerdir?
Hastalığın geçirilmesi engellenerek: Yara izleri, süperenfeksiyon
gibi cilt bozuklukları yanında hayati tehlike yaratabilen diğer
komplikasyon risklerini ortadan kaldırmak, Karantina, okula devamsızlık
ve işgücü kayıplarını önlemek, Su çiçeği geçirmemiş çocukları,
doğurganlık çağındaki kadınları ya da çocuk sahibi anne ve babaları
korumak.
Verem (Tüberkuloz)
Tüberküloz ya da halk arasında verem (ince hastalık) olarak bilinen
ve her yaşta görülen bu hastalığın ,ağır ve ciddi sonuçları
olabilmektedir. Damlacık enfeksiyonu şeklinde solunum yoluyla giren
mikrop,akciğerlere yerleşmekte ve oradan da beyin zarına ,kemik iliğine
ve lenf bezlerine yayılabilmektedir. Bu durum özellikle çocuklarda ölüme
kadar gidebilen çok ağır tablolar oluşturmaktadır. Tedavisinin çok uzun
süreli olması ve bir çok ilacın bir arada kullanılmasının gerekliliği
ise hastalığın bir başka yönüdür. Verem hastalığı ,iyileşme sonrasında
bile yaşam boyu süren solunum sistemi bozuklukları,zeka geriliği ve
sakatlıklar gibi çok önemli kalıcı hasarlara neden olabilmektedir.
Verem aşısı ( bcg )
Verem aşısı ( bcg ) doğumdan sonra 3. Ay içerisinde tek doz şeklinde
uygulanmalıdır. Daha sonra ,ilkokul 1. Ve 5. Sınıflar ile lise 3.
Sınıflarda bcg aşısı hatırlatma ( rapel ) dozu yapılmalıdır. Aşı omuz
bölgesinden cilt içine özel bir iğne ile uygulanmaktadır. Aşı yerinde
2-4 hafta sonra hafif bir yara oluşmakta ve bu yara kendiliğinden
iyileşmektedir. Bu durum genellikle tedavi gerektirmemektedir,ancak bir
hekimin tavsiyesinin alınmasında fayda vardır