Eskiden "yeni doğan" bebeklerin, tuhaf reflekslere sahip, minyatür
insanlar
olduğunu düşünürdük. Ancak, yapılan gözlem ve araştırmalar,
onların düşündüğümüzün çok ötesinde özelliklere sahip olduklarını
gösteriyor.
Bebek doğumdan önce, yani fetus halindeyken bile ışık, ses ve ısı
değişimlerine karşı duyarlıdır ve hamileliğin son haftalarında parmağını
emmektedir. Sinir sistemi henüz bütünüyle tamamlanmamış olsa da,
doğduğunda tüm ana organları faaliyettedir. Beynin ilk gelişimi
konusunda yapılan son araştırmalar, bebek beyninin hem ana rahminde, hem
de doğumdan sonraki birkaç yıl boyunca hızla geliştiğini göstermektedir.
Bebeğiniz ilk bakışta gözünüze çok güzel görünmeyebilir. Yüzü tuhaf
renkte ve dolguncadır, gözlerinin altı şiştir ve vücudu daha sonra
kaybolan ve "lanugo" dediğimiz tüylerle doludur. Cildi ise çoğunlukla
beyaz, ağdalı bir madde olan ve bebeğin doğum kanalından geçmesini
kolaylaştıran "verniks" ile kaplıdır, ancak doğum sonrası yapılan ilk
banyo ile verniks kısmen vücuttan atılır. Kalanı ise sonraki 24 saat
içinde bebeğin cildi tarafından emilir.
1 HAFTA SONRA BEBEĞİNİZ İLK GÜNLERDE KAYBETTİĞİ AĞIRLIĞIN BÎR KISMINI
GERİ ALACAKTIR.
Bebeğinizin görünümü karşısında şaşkınlık ve hayal kırıklığına
uğramış olabilirsiniz ancak unutmayın ki bu görüntüsü tamamen geçicidir
ve hem bunca zaman içinde kaldığı ana rahminin koşulları, hem de doğum
sırasında yaşadığı sıkıntı göz önüne alındığında çok da kötü sayılmaz.
Doğum sonrasında bebeğin ağırlığı genellikle 2.8 ila 4.5 kg
arasındadır. Bu değerlerin biraz altında ya da üstünde olması da
normaldir. Boyu ise 46 ila 52 cm. arasındadır. Dakikadaki nefes alış ve
kalp atış sayısı bir yetişkinin hemen hemen iki katı kadardır. Ancak bu
da bebeğin yapısına, hareket ve heyecanına bağlı olarak değişkenlik
gösterebilir.
Yeni doğan bir bebeğin kafası vücuduna oranla epey büyüktür ve
vücudunun neredeyse dörtte birini oluşturur; bu büyüklük bebeğin annenin
doğum kanalından geçmesini zorlaştırır. Doğa, bebeğin kafasının doğuma
adapte olmasını sağlamıştır; doğum sırasında bebeğin kafası kanaldan
geçebilecek şekle girer. Bu şekillenme sırasında bazen bebeğin kafası
külahı andıran bir biçim alabilir. Birkaç gün İçinde kafa normal şeklini
alacaktır. Bütün bebeklerin kafalarının tepesinde yumuşak noktalar
vardır. Bu noktalar kemiklerin büyüme yerleridir. Bu noktalara
dokunmaktan korkmayın, bunlar kafayı ve beyni koruyan kalın bir dokuyla
kaplıdır.
Yeni doğmuş bir bebeğin cildi genellikle buruşuk ve sarkıktır ancak
birkaç gün içinde özellikle el ve ayakların üzerindeki deri kuruyup pul
pul dökülür.
Yeni doğan bebeğiniz cildi mavimsi bir renge sahip olabilir, bu
duruma tıp dilinde siyanosis (cyanosis) denir. Bunun nedeni solunum
yolları ve akciğerlerinin hala sıvı ve çeşitli salgılarla dolu
olmasıdır. Bebek, anne kamında su içinde olduğundan ve sürekli nefes
alıp verdiğinden tüm solunum yolu bu sıvıyla doludur. Bebek doğum
kanalından geçerken bu sıvının büyük bir kısmı ağız ve burun yoluyla
atılır. Yine de doğumdan sonra akciğerde hala atılamamış bir miktar
salgı ve sıvı kalabilir. Ancak burada bilmeniz gereken bebeğinizin
oldukça gelişmiş bir hapşırma ve öksürme refleksi olduğudur. Bu refleks,
bebeğin solunum yolunu temizleyerek açık tutar ve tıkanmasını önler. Her
ne kadar öksürme ve hapşırma sırasında nefes alması durur gibi gözükse
de nefes alamama gibi bir tehlike yoktur.
Sarılık, yeni doğan bebeklerde çok sık görülen bir durumdur ve
sağlıklı doğan bebeklerin yüzde 25'inden fazlasında görülür. Bu duruma
bilirubin denilen, kanla taşınan ve deride, dudak ve ağız içinde ve
gözlerin beyaz yerlerinde yer alan sarı bir pigment neden olur. Sonuç
olarak vücudun bu kesimleri sarı renkli görünür. Kanda bilirubin
miktannı artıran herhangi bir şey sarılığa neden olabilir.
Yeni doğanlarda sarılık iki şekilde görülür: fizyolojik sarılık veya
kan grubu uyumsuzluğunun neden olduğu hemolotik sarılık. Fizyolojik
sarılık bebeğin derisinin ve göz akının doğumun üçüncü gününden itibaren
sararmasıyla ortaya çıkar. Bu zararsız durum sekiz ila on gün arasında
yavaş yavaş kaybolur ve özel bir tedavi gerektirmez. Bu durum bebeğin
karaciğerinin biluribini vücuttan atabilecek kadar olgunlaşmamış
olmasından kaynaklanır.
Hemolitik sarılık ise anne ile bebeğin kan gruplarının uyumsuzluğu
sonucunda ortaya çıkar. Yaygın tedavi şekli bebeği bir iki gün kadar
Horasan tarzı ışınlara tutarak fazla biliribunin yok edilmesidir.
Böylelikle karaciğere daha az yük binmesi sağlanır.
Her ne kadar dünyanın en güzel bebeğini doğurduğunuza inansanız da,
etrafınızda, size çocuğun farklı bir tarafını gösterenler çıkacaktır.
Kimi bebeğin göğüslerinin tuhaf şekilde büyük olduğunu (bu anne
hormonlarının bebeğe geçmesi sonucu oluşur ve birkaç ay içinde
kaybolur), kimi de erkek bebeğin devamlı ereksiyon olduğunu ima
edebilir. Bu çok sık rastlanan durum genelde uyku halinde veya uyanıkken
olabilir ve genelde dışkı veya safra kesesinin baskı yapmasından
kaynaklanır.
Bebeğin tuhaf hareketleri - kimi zaman da hareketsizliği- kuşku
uyandırabilir. Örneğin ani irkilme refleksleri kimi zaman endişe
yaratır. İrkilmeler yaklaşık her iki üç dakikada bir, özellikle "derin
uyku" anlarında oluşur.
Diğer sık gözlemlenen hareket ise Moro Refleksi'dir. Yeni doğan bebek
bazen ellerini aniden dışarı doğru savurur ve sonra tekrar omuzlarına
doğru geri çeker. Bu ve buna benzer ani hareketler genelde ilk iki ay
içinde kaybolur. Moro Refleksi uyku sırasında ya da uyanıkken
gözlenebilir. Ancak ilk zamanlarda değişken olan sinir sistemi bir kısır
döngü yaratabilir: ağlamak bebeğin irkilmesine neden olur; irkilmek de
daha çok ağlamasına. Bu zinciri kırmak için en sık kullanılan yöntem
bebeğin kol veya bacağı gibi bir uzvunu sıkıca tutmak, bebeği
kundaklamak veya sıkıca sarmaktır.
Arama ve emme refleksleri bebek için yaşamsal önem taşır. Bu
refleksler olmadan bebek beslenemez. Bazen emme refleksini harekete
geçirmek için ağzının üstüne veya yanağına hafifçe dokunmanız
gerekebilir. Bebeğin koku alma duyusu ise annesini 24 saatin sonunda
hissedebilecek ve yemeğin kaynağını algılayacak kadar gelişmiştir.
Emziren annenin sütü, ilk günlerde onu her türlü enfeksiyondan
koruyacak protein ve antikorlardan oluşan sarımsı bir sıvı şeklindedir (kolastium).
Bu şekilde, anne sütü artana kadar, doğa, bebeğin açlık duygusuyla
başedebilmesini sağlar ve onu enfeksiyonlara karşı korumuş olur.
Bebeklerin çoğu yaşamlarını devam ettirecek yeterlilikte yağ, şeker ve
sıvı deposuyla doğarlar.
Yeni doğmuş bebeklerde ilk birkaç gün beslenme konusunda isteksizlik
görülebilir. Bebek beslenme esnasında sık sık boğazına takılan "mukus"
dediğimiz salgılar yüzünden kusacaktır. Emme içgüdüsü derhal devreye
girdiği halde bebek bazen yutma güçlüğü çekebilir, bu da anne ve babayı
endişelendirir. Unutmayın ki yaşamın ilk dört ayında, bebeğiniz için en
mükemmel ürün anne sütüdür. Sütü çabuk getirebilmek için bebek ilk
saatten itibaren sık sık emzirilmelidir.
Ağlama tarzı da, diğer birçok şey gibi her bebekte farklılık
gösterir. Bazısı uzun, hırslı çığlıklar atar; bazısı ise sık ancak
sessiz ağlar. Her ne kadar başlangıç ve bitişler birbirine benzese de,
ağlamaların genel bir süresi yoktur.
• Refleksleri kol, bacak ve el hareketlerini ve yutmayı kontrol eder.
• Yakalama refleksi çoğu zaman ellerini yumruk yapmasına neden olur.
• Belli aralıklarla uyur ve uyanır.
• Günün %80 ini uyuyarak geçirir bu da yaklaşık günde 8 uyku seansı demektir.
• Oturma pozisyonuna getirildiğinde kafası öne ve arkaya düşer.
• Sık sık kaka yapar.
• Günde 7-8 kez beslenir.
• Gözleri dışa doğru dönüktür.
• Işığın yönüne karşı duyarlıdır.
• Bir şeye bakarken emmeyi
bırakır.