Kitabın Adı:Anayurt Oteli – Yusuf Atılgan
Kitabın Yazarı: Yusuf Atılgan
Kitabın Yazılma Yılı:–
Kitabın Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları,
Kitabın Basım Yılı: 2000
Sayfa Sayısı:108
Kitabın Konusu: Yalnızlık üzerine yazılmış ilginç bir psikolojik öykü
Kitabın Özeti:
Gecikmeli Ankara treniyle gelen kadının gittiği sabah; her şey o zaman
başlamıştı, kim bilir beklide, bitmişti o sabah kadının, küçük deri
valizi, önü acık kahve rengi paltosuyla hesabı ödeyip gider. Bir hafta
içinde geri geleceğini söyler ve bundan sonra otel katibi Zebercet’in
bütün hayatı değişir. Günleri onu beklemekle geçer
O sabah kadın giderken bir adam gelir 50 – 60 yaşlarında emekli subay
olduğunu söyler. Otele girerken, kapıda, çıktığını gördüğü gecikmeli
Ankara treni ile gelen kadının odasına ister, ama kadın odasının
bırakmamıştır. Öğleleri dışarı çıkar, gelince de salonda oturur gazete
yada kitabını okur. Arada bir, kapı açılınca başını uzatır bakar.
Ertesi gün ve takip eden birkaç gün, Zebercet gecikmeli Ankara treniyle
gelen kadını bekler. Vaktinin büyük bir kısmını kadının kaldığı odada
geçirir. Sigara küllüğüne ve boş çay bardağına terliklerin yerine
bakarak kadın hakkında düşüncelere dalar. O yatakta yatar ve onun
unuttuğu havlu ile kurulanır. Aşık olmuştur sanki Zebercet, ama bu biraz
farklıdır. İlk defa böyle şeyler hisseder bir kadına karşı. Eskiden
sadece bir cinsellik öğesi olarak görürdü kadınları.
Yedi gün geçmiştir gecikmeli Ankara treniyle gelen kandının gittiği
günden bu yana emekli subay olduğunu söyleyen adam elinde bir valizle
iner aşağıya. Yedi günlük hesabı öder ve acele ile gider. Her gün tıraş
olurdu, ama o sabah aceleden olsa gerek tıraş olmamıştı.
Zebercet o akşam on yıldır ilk defa içkili bir aş evine gider birkaç
ayyaş aralarında tartışır, tartışma büyür kavgaya dönüşür polis gelir
ortalığı yatıştırır ama yine de gergin bir hava kalır aşevinde canı
sıkılan Zebercet tam orayı terk edecekken bir adamın arkadaşlarına horoz
dövüşüne gideceğini söylediğini duyar. Söylediğine göre büyük bir dövüş
vardır o akşam. Kendisinden önce çıkan adamı uzaktan uzağa takip eder
Zebercet. Üzerinde büyük harflerle “HOROZCULAR KAHVESİ” yazan kalabalık
bir yere girerler kıyasıya bir dövüş vardır horozların arasında. Dövüş
bitince horozlardan teki boylu boyunca serilir yere, ölür. O sırada hem
içkinin hem de kalabalığın etkisi ile Zebercet’in başı döner. Ekrem
adında, çarşıda, soğuk demircide çalışan onyedi – onsekiz yaşlarında bir
çocuk yardım eder. Adını sorduğunda “Ahmet” der Zebercet çocuğa. Adıyla
alay etmesinden çekinir. Çocuk sinemaya gideceğini, isterse beraber
gidebileceklerini söyler. Filmi fazla beğenmez Zebercet. Gecikmeli
Anakara treniyle gelen kadını düşünür film boyunca. Bir hafta olmuştur
gideli, neden hâlâ gelmez?
Film bitince oğlanı otelde misafir etmek gelir içinden, fakat güvenemez
birkaç saat içinde tanıdığı birine. Ayrılırlar, haftaya aynı gün aynı
saat buluşacaklardır sinemada. Zebercet otele döner.
Kitabın Anafikri:
Kitabın Kahramanları:
Zebercet:
Orta boylu denemez; kısa da değil. Askerliğindeki ölçülere göre boyu bir
altmış iki, kilosu elli dört. Şimdilerde, otuz üç yaşında, gene
don-gömlek kantara çıksa elli altı yada elli yedi kiloyu bulur. Başı
bedenine göre büyükçe, alnı geniş; saçları, kaşları, gözleri, bıyığı
koyu kahverengi; yüzü kuru, biraz aşağıya çekik . Elleri küçük,
tırnakları kısa; omuzları, göğsü dar. 1930 yılı Kasımının 28'inde akşama
doğru ağrıları tutmuştur anasının. Yedi aylık olarak doğmuştur.
İlkokulu bitirdiği yaz sünnet olmuştur. Gene o yaz anası ölür, ortaokula
göndermez babası; askere gidinceye değin sekiz yıl birlikte çekip
çevirmişlerdir oteli. Askerliğini bitirip geldikten iki ay sonra
ölmüştür babası; otel başka ellere düşmesin diye onun dönüşünü bekleyip
de ölmüştür sanki.
Ortalıkçı Kadın: Saçları kumral, gözleri koyu mavi. Yüzü uzun, burnunun
ucu kalkık, ağzı büyükçe, biraz dişlek, dudakları kalın. Orta boylu,
balık etinde; bacakları az eğri. Otuz beş yaşlarında. On yıl önce
Sindelli’den dayısı olduğunu söyleyen bir adam getirir onu. Uzak bir dağ
köyüdür Sindelli. Otele pek gelen olmaz oradan.
Başı bağlıdır hep; yatakları düzeltir, ortalık siler, toz alır, günaşırı
yemek yapar, pazarları çamaşır yıkar, Zebercet’e ağa der. Çok konuşmaz.
O, ilk geldiği günden itibaren, gündüzleri ortalıkta dolaşan, geceleri
bitişik odada yatan genç bir dişidir Zebercet için. Zebercet yatmaya
giderken kadının odası önünde duraksar, yatağında döne döne güç uyurdu
ilk zamanlar. Sabahları onu uyandırmak için girdiği eğri tavanlı küçük
odada ağır bir koku olurdu. Pencereyi açar, yatağın yanında durur,
omuzlarından tutup sarsarken yanlışlıkla olmuş gibi memelerini ellerdi.
Gecikmeli Ankara Treniyle Gelen Kadın:
Yirmi altı yaşlarında. Uzunca boylu, göğüslü. Saçları, gözleri kara;
kirpikleri uzun, kaşları biraz alınmış. Burnu sivri, dudakları ince.
Yüzü gergin, esmer.
Emekli Subay Olduğunu Söyleyen Adam:
Orta boylu, tıknaz. Saçları, oldukça kırarmış. Yeşil gözlü/ gür kaşlı.
Yüzü etli, dudakları ince. Geldiği sabah defterin üstüne bırakıp öğleyin
aldığı nüfus kağıdına göre soyadı Görgün, adı Mahmut, baba adı Abdullah/
ana adı Fatma/ doğum yeri Erzincan, doğum yılı bin üç yüz yirmi yedi.
Ahmet Efendi (Zebercet’in Babası):
Nüfus katibiymiş. Seferberlikte askere almamışlar. Adana’dan gelmiş.
Babası kiralık bir otel işletirmiş orada. Okuldayken bir öğle sonu
hafif bir depremde otel çökmüş. Babası, anası, biri kız biri oğlan iki
küçük kardeşi yıkıntı altında ölmüşler. Okulu bırakmış; halasının
evinde kalmış bir süre. Bir otelde çalışmış; Nüfus’a girmiş. Buraya
geldikten az sonra Rüstem Bey’le tanışmışlar üçüncü kızının nüfus kağıdı
çıkarılırken. Kimi geceler kahvede dolaşmaca tavla oynarlarmış.
Evlenmesine bir arkadaşı önayak olmuş. Bir akşam konakta yemeğe
çağrılmış; kapı aralığından Saide Hanım’a (Zebercet’in anası)
göstermişler. ‘Olur’ demiş; Yunan gelmezden bir yıl önce evlenmişler.
Otuz iki yaşındaymış Saide Hanım; Ahmet Efendi yirmi sekiz.
Kedi (Ara sıra kişileştiriliyor): Erkek. Kara. Zebercet’in döneminde
ikinci kedi. Uç yıl önce babasıyla kasabadaki eski anıtları görmeye
geldiklerinde iki gece otelde kalan, çantasında hep birkaç atkestanesi
bulunan, uzun boylu bir genç kız adım Karamık koymuştu; ama kimse
-söylemiyor.
Kitabın Yorumu: yazar düşman elindeyken belirli bir direnme göstermemiş
kasaba yada kentlerde kurtuluşun ilk yıllarındaki utançlı yurtseverlik
coşkusunun etkisine bağlıyor.
reklamlar